Hayaletler neden gecenin karanlığında gezinmeyi tercih ederler? Bunu yaşayanlara soracak olursanız, bu ruhların ya tahmin edemedikleri bir arzuları ya da uyumalarına engel olan dertleri bulunduğunu ve teselli bulmak için dünyaya yollandıklarını söyleyeceklerdir.
Ancak canlılar son derece benmerkezcidir. Bir ruhun geceleri gezinmesini, dünyevi hatıraların sonucu olarak değerlendireceklerdir elbette. Gerçekte ise bu huzursuz ruhlar öğle vaktinde hareketli caddelerde fink atmak isterlerse, hiçbir şey onları engelleyemez.
Hayır. Bu ruhlar gecenin koridorlarında geziniyorlarsa, bunun nedeni sıkıntı veya canlılara duydukları haset değil, onları kesinlikle görmek istememeleridir.
Gösteriş, imparator merdivenlerden aşağı sürüklenip sokağa atıldığında başını büyük bir tevazuyla eğer. Sonra yeni lidere ceketini giymesinde yardımcı olur, ne denli iyi göründüğüne dair ona iltifat eder, göğsüne bir iki madalya takmasını önerirken, zamanının gelmesini kollar. Ya da resmi bir akşam yemeği davetinde ona hizmet eder, böylesine büyük sorumluluk sahibi birinin daha yüksek bir koltukta oturmasının uygun düşeceğini dillendirir. Sokaktaki insanlar eski rejimin sembollerini zafer ateşine atabilir, ama kısa bir süre sonra borazanlar ötmeye başlayacak, gösteriş, tarih ve krallar üzerindeki egemenliğini bir kez daha garantileyerek tahtın yanındaki yerini alacaktır.
Acıyı kadınlar biliyordu. Acı... gerçeği yumuşatmak için hikayeler uydurur, yaralı hayatları hikayelerle sararlardı. Elleriyle gömleklerdeki kanı nasıl yıkıyorlarsa sözleriyle de dünyayı öyle yıkarlardı.
Ofkeyle babalik ayni seydi gozlerinde. Sonra kiliseden mezarliga yururken, cenazenin onunde ilerleyen tozlu, kara cubbeli iki kucuk comezi, her adimda tabuta kutsal su serpen rahibi, arkada huzunlu marslar calan bandoyu bos gozlerle izlemis, topragin derinlerine gomdukleri seyin aslinda korkunc bir mutsuzluk, kapkara bir ofke ve el degmedik bir yalnizlik oldugunu kavramamislardi bile; asinmis bir kaya gibi yikiliveren bir babaydi o gozlerinde, o kadar.