Yorum

Hayatın Sırrı isimli okurun asıl gönderisini gör
Eğitim veya terbiye ile ilgisi olan bir konu olmadığını, çocuğun psikolojik rahatsız olduğunu çevresindeki insanların açıklamaları ve en önemlisi doktorunun koymuş olduğu teşhisiyle öğrenmiş bulunuyoruz. Burada en kritik nokta tedavi sürecinin neden ciddiye alınmadığı konusu. Sosyal yaşama ayak uyduramayacağı, bu konuda ciddi riskler taşıyan fikirleri olduğu açıklanmış olmasına rağmen neden bu çocuğun ruh ve sinir hastalıkları bölümüne sevk edilmediği, kapalı bir alanda tutulup tedavi edilmeye çalışılmadığını sorgulamak gerekir. Almanya’da güvenlik görevlisi olarak zaman zaman psikiyatride de çalışan biriyim, bu tip sorunları ayyuka çıkmış insanların eğitimi çok zor olduğunu gördüm. 12, 13 yaşında ki çocukların “suicide-intihar eğilimi” teşhisiyle psikiyatride ilk etapta 6 ay tutulduğuna şahit oldum, yüksek risk taşıyanların özel tutulduğu o bölümde “zıvanadan çıkan” hastaları kontrol etmek için yerine göre 8-10 polisin çağrıldığı günler oluyordu, nasıl eğiteceksin bu durumda olan insanları. Personeli korumak için başında beklediğim bir hasta orada 13’ncü yılını geçiriyordu. Ona verilen terbiye veya eğitimin hangi düzeyde olduğunun hiç bir önemi yok. Kişiyi “Jeffrey Dahmer” olarak etiketleyen, salınırsa toplum için önemli bir sorun olacağına hükmeden irade onda terbiye tutmayacağı, eğitimin üzerine oturmayacağını anlamış çareyi kapalı alanda tutmakta görmüştü. Şimdi İsa Aras’a dönüp baktığımızda, sorunun eğitiminden, terbiyesinden ziyade, tedavisinde olduğu, “topluma uyum konusunda problem yaşayacağı" bu nedenle yakından takip edilmesi gerektiği vurgulanmış olmasına rağmen ailesi tarafından hiç bir önlem alınmamış olması sorunun kilit noktasıdır. Bu teşhisin şu anlama da geliyor olduğunu da konuya dahil edersek; “Davranış Bozukluğu” (Conduct Disorder): Toplum kurallarını hiçe sayma, başkalarının haklarına saldırı ve empati yoksunluğu ile karakterize edilen kategori. Böyle bir tanıyla uyarılan ailesi maalesef teşhisin ciddiye alınmamasıyla bu yaşanan acı vakanın başlıca sorumluları olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Böyle bir rahatsızlığı olmayan insanın oynadığı oyundan, izlediği diziden “etkilenip” saldırganlığa evrilmesi söz konusu olmaz. Eğer bunu savunacak olursak, toplumun içerisinde bir kaç kişinin değil, binlerce kişinin bu tip davranışı sergilemesi gerekirdi. Zira “mafya dizisi” denilen o kategoriyi dünya üzerinde milyonlarca insan izliyor! Varsa da, etkisinin minimal kalması dizinin değil, psikolojik problemli insanın karakteriyle ilgili olduğunun bir başka göstergesi. Bununla beraber, İsa Aras’ın otopsi raporunda elde edilen bulgulara göre sağ bacağından kesici/delici bir aletle yaralandığı, bunun damarına denk geldiği, kan kaybından ölmüş olduğu açıklandı. Bu doğruysa bunun sorumlusu da bulunmalıdır.
Çok şükür konuyu anlayan birileri var 👍👍
Ayrıca babası daha erkek gibi olması için poligona götürüyormuş. Kadınsı olmaya eğilimli biriymiş normalde. İnternette tanıdığı birçok kişi kadın olarak tanıyormuş onu.
Tebrikler👏👏👏 eğitim takıntılılara güzel cevap olmuş umarım anlayabilirler...
Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.