Varoluşçular duyguların gerçekliğine tutunurlar. Yaşam onlar için karar verebilme ve bu kararın sancısını çekebilme özgürlüğü. Kierkegaard bu yüzden “yaşam üzerine düşünülecek bir fenomen değil, yaşamak zorunda olduğumuz bir gerçekliktir” der. 20. yüzyıl Fransa’sında bu akıma karşı yapısalcılık da gelişir ki oraya daldığımızda da aslında tüm duygu, düşünce, davranış gerçekliktir. Ancak gerçeklik yapısalcılıkta hiçbir zaman bize ait olmaz. Bu yüzden yaşadığımız her gerçekliği Öteki’nin sahasında, onun bize verdiği “benliği” gerçekten kendimizmiş gibi yaşarız. İşin içinden çıkması zor…