Yorum

Çağıl isimli okurun asıl gönderisini gör
Varoluşçular duyguların gerçekliğine tutunurlar. Yaşam onlar için karar verebilme ve bu kararın sancısını çekebilme özgürlüğü. Kierkegaard bu yüzden “yaşam üzerine düşünülecek bir fenomen değil, yaşamak zorunda olduğumuz bir gerçekliktir” der. 20. yüzyıl Fransa’sında bu akıma karşı yapısalcılık da gelişir ki oraya daldığımızda da aslında tüm duygu, düşünce, davranış gerçekliktir. Ancak gerçeklik yapısalcılıkta hiçbir zaman bize ait olmaz. Bu yüzden yaşadığımız her gerçekliği Öteki’nin sahasında, onun bize verdiği “benliği” gerçekten kendimizmiş gibi yaşarız. İşin içinden çıkması zor…
Kierkegaard, varoluşçular ve yapısalcılar zihnimde de düşününce kümeleniyor ama ötekinin sahası deyince de cehennemden kaçış imkansız gibi. Yapısalcıların, gerçekliğin bize ait olmamasını savunmasını anlıyorum o yüzden benim sevgiye inanmamam da bu yapının parçası olabilir. Ötekinin sahasını yorucu buluyorum, her şey bir tiyatroya dönüyor. Camus başkaldırıyı savunur, bu açıdan da bakarsak benim inançsızlığım yapısalcılığa karşı bir reddediş olur. İşin içinden çıkmak cidden zor ama Camus böyle dediğimizi görseydi bence “absürt bir cesarete” ihtiyacınız var derdi kesin… :d
Çağıl
Çağıl
yapısalcıların hepsi de başkaldırının imkansızlığını düşünmez. Ama başkaldıran, insandan ziyade, yapıya karşı yeni bir yapı oluşturmanın kolektif iradesi. Bunu politika dışında da okursak, bir yapısalcı sevgiye şöyle bakabilir, iki kişinin birbirine yönelttiği sevgi ilişkisinin onların dışında kalan Öteki'nin sahasında kurulmasına rağmen, bununla yüzleşerek karşılıklı verilen bu sevgi ilişkisine odaklanmak, onu sahiplenerek "biz" olabilmek. Yani, sevgide önemli olan onu yönelttiğim kişi değil, bir karşılıklılık ilişkisinde oluşan ağ ve bu ağın oluşturduğu yeni yapı :)
Emek Ilgaz
Emek Ilgaz
kolektif iradeyle yeni bir yapı oluşturmak yine mantıklı geliyor, bu ‘biz’ oluşurken ‘ben’ yok olmamalı yoksa başka bir hapishaneye düşeriz. Yapısalcılar bana algoritma oluşturur gibi geldiği için o yüzden Camus yumuşak kalıyor yanlarında. Camus felsefesinde o ağın içinde bile yabancılık baki kalır. Günümüze zaten bakarsak kolektif ve birey zaten birbirinden ayrılamaz ama dediğin yüzleşme asıl cesaret noktası. Belki de en sonunda kurulan yapıda yok olmayı göze almak da ağacın başka bir dalıdır, adı yine de sevgidir. Sevgiyi yönelttiğim dediğin noktada tamamen psikolojik kısma kaydı aklım, araya nörobilim sokarsam felsefeden çıkıyorum djkgks girdap gibi konular yaz yaz bitmez
Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.