Kürtlerin tarihsel meselesi yalnızca “devlet kuramamak” değildir. Asıl mesele, merkezi iktidarın dışında kalan toplumsal hafızayı ve yaşam biçimini koruma iradesidir. Medlerden günümüze kadar Kürt toplumu kimi zaman devletleşmiş, kimi zaman da aşiretler, komünal yapılar ve yerel özerklikler üzerinden varlığını sürdürmüştür. Bu yüzden Kürt siyasal hafızasını sadece klasik ulus-devlet paradigmasıyla okumak eksik kalır.
Bugün ulus-devlet sistemi dünyanın gerçeği olabilir; fakat aynı zamanda inkârın, asimilasyonun ve halklar arasındaki savaşların da temel taşıdır. Kürt halkının talebi yalnızca bir bayrak ya da sınır değil; kendi kimliğiyle, diliyle ve iradesiyle özgürce var olabilmesidir. Devlet bu özgürlüğe hizmet ediyorsa anlamlıdır, etmiyorsa kutsal değildir.