“Evet ne olur? Orada seninle beraber ağlayacak birisini bulurdun… Sen bahtiyar değil misin, kardeşim? Bak, senin bahtiyar olmadığını düşündükçe benim ta şuramdan, ciğerimin ta ortasından bir acı şeyin aktığını hissetmiyor musun? O küçük odada senin bütün gizlenmiş dertlerini almaya kifayet edecek kadar geniş bir yer bulurdun.
Neden gizli ağlıyorsun? Mademki senin ağlanacak şeyin var, niçin beraber ağlamayalım? Evet ne olur, ara sıra kalbinin üzerinde ağır bir yük hissedip de onu atmaya muhtaç olduğun zamanlar odama uğrasan ne olur?”
Bana böyle geliyor ki seni bu kadar perişan eden şey çalışmaktan korku değildir, hayatın henüz bilmediğin bir şeyine biraz vaktinden evvel rastlamandır. Yalnız bundan ibaret…