Yusuf

Bütün dünyâya küskündüm, dün akşam pek bunalmıştım; Nihâyet, bir zaman kırlarda gezmiş, köyde kalmıştım. Şehirden kaçmak isterken sular zâten kararmıştı; Pek ıssız bir karanlık sonradan vâdîyi sarmıştı. Işık yok, yolcu yok, ses yok, bütün hilkat kesilmiş lâl... Bu istiğrâkı tek bir nefha olsun etmiyor ihlâl. Muhîtin hâli “insâniyyet”in timsâlidir sandım; Dönüp mâzîye tırmandım, ne hicranlar, neler andım! Taşarken haşrolup beynimden artık bin müselsel yâd, Zalâmın sînesinden fışkıran memdûd bir feryâd, O müstağrak, o durgun vecdi nâgâh öyle coşturdu: Ki vâdîden bütün, yer yer, eninler çağlayıp durdu. Ne muhrik nağmeler, yâ Rab, ne mevcâmevc demlerdi: Ağaçlar, taşlar ürpermişti, gûyâ Sûr-i Mahşerdi! – Eşin var, âşiyânın var, bahârın var, ki beklerdin; Kıyâmetler koparmak neydi, ey bülbül nedir derdin? O zümrüd tahta kondun, bir semâvî saltanat kurdun; Cihânın yurdu hep çiğnense, çiğnenmez senin yurdun. Bugün bir yemyeşil vâdî, yarın bir kıpkızıl gülşen, Gezersin, hânümânın şen, için şen, kâinâtın şen. Hazansız bir zemîn isterse, şâyed rûh-i ser-bâzın , Ufuklar, bu’d-i mutlaklar bütün mahkûm-i pervâzın. Değil bir kayda; sığmazsın -kanatlandın mı- eb’âda; Hayâtın en muhayyel gâyedir ahrâra dünyâda. Neden öyleyse mâtemlerle eyyâmın perîşandır? Niçin bir damlacık göğsünde bir umman hurûşandır? Hayır, mâtem senin hakkın değil... Mâtem benim hakkım: Asırlar var ki, aydınlık nedir, hiç bilmez âfâkım! Tesellîden nasîbim yok, hazân ağlar bahârımda;
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Ağlarım, ağlatamam; hissederim, söyleyemem; Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bîzârım ! Oku, şâyed sana bir hisli yürek lâzımsa; Oku, zîrâ onu yazdım, iki söz yazdımsa.
Ramazan geldi zamanında bu yıl, hamdolsun, O biraz belki azaltır çekilen âlâmı. Hastalık, zelzele, yangın, karışıklık, kıtlık, Daha binlerce felâket eziyor İslâm’ı! “Halk, çok azdı da ondan bu belâlar...” deniyor. Azmayan yok mu, bütün ehl-i sıyâm azgın mı? Kimse, Yâ Rab, süfehâ onları imhâl etme; Yoksa, bir millet-i ma’sûmeyi pâ-mâl etme.
Sönük sönük yanıyor rafta isli bir lâmba... Önünde bir küme: Fes, takke, hırka, salta , aba Kımıldanıp duruyorken, sefîl bir sohbet, Bu isli zulmete vermekte büsbütün vahşet:
Sakat, bacaksız on, on beş hasırlı iskemle, Kırık dökük şişeler, bir de çinko tepsiyle, Beş on kadeh, iki üç testi... Sonra tezgâhlık Eden yan üstüne devrilme kirli bir sandık.