Yusuf

Suskunluğun Arzuhali
Vakit akşamı çoktan geçmiş… Zaman dediğin, kendine bile yabancı. Ben mi? Sadece yürümüş bir yolum ben, Sonu nereye çıkar, bilen yok, Soransa çok. Yorgunum, evet… Ama bu yorgunluk, Bir gecelik uykusuzluktan değil. Omzuma eğilmiş yılların, Kalbime sinmiş kırgınlıkların tortusu bu. Düşüncelerim, Artık beni taşımıyor. Her biri, Kendi kendini inkâr eden bir dua gibi Dudağımda başlıyor, Kalbimde ölüyor. Vazgeçtim çoğu şeyden, Ama en çok kendimden. Yine de… Bir yerlerde tutunacak bir cümle arıyor insan. Bazen bir kelime, Bazen bir tesadüf… Ama hepsi, Sanki ömrün kenarına iliştirilmiş dipnotlar gibi. Umut mu?
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Habersiz
Loş bir ışık altında, Karanlığa yaslanmış sokakta Oynayan kedileri izliyorum sessizce. Adımlarım kadar yavaş geçiyor zaman, Ve birden Aklıma sen geldin… Seninle ilgili, Tek başıma kurduğum hayaller. Sen bunlardan habersizsin, Sen benden de habersizsin. Benim varlığım, Sana duyduğum derin, İçten içe kanayan O platonik aşktan bihaber… Senin gözlerin başka denizlere bakarken, Ben karanlık bir kıyıda, Kendi içime çarpan dalgaları sayıyorum. Sesin yok, adın var; Tenin yok, hayalin var. Bir adım atsam yıkılır mı bu düş, Yoksa ben mi yok olurum? Umarsızca harcanan zamanlarım var, Gençliğim, O en saf yanımla sana adanmış. Ne bir gelecek, Ne de bir geçmiş… Elde var sıfır.
Umarsızca harcanan zaman, Bir avuç sessizlik şimdi avuçlarımda. Ne gençlik kaldı, ne de heves Ne bir gelecek, Ne de bir geçmiş… Araf’ın ortasında bir adım ötedeyim, Ne ışık var önümde, ne de karanlıkla barışığım. Ne yürüyebiliyorum, ne de geri dönebiliyorum, İçimde suskun bir rüzgar, Dışımda konuşmayan bir dünya… Sevilmek mi? Bir zamanlar anlamını bildiğim bir kelimeydi sadece. Şimdi, yankısını bile duymadım yıllardır. Sevgiye aç bir kalbin Dipsiz kuyusunda yankılanan boşluk gibiyim. Kendi hayalime bile yabancıyım, Aynalara küskün, düşlerime kırgınım. Ne sarılacak bir düş, Ne tutunacak bir söz Elde var sıfır… Yüreğimde pas tutmuş dualar, Gözlerimde kırık zamana dair izler, Bir tek ben kaldım, Ne tarafa dönsem, Aynı hüsran, aynı suskun çığlıklar…
Sen hiçbir zaman benim olmadın. Ben de zaten sahip olmayı hiç istemedim. Yalnızca bakmak yeterdi, Bir insanın bakarken bile yandığını bilmeni isterdim. Adını anmadan düşündüm hep, Kalbimde yankın çıktığında Kimse duymasın diye içime gömdüm alarm seslerini. Biri seni sorsa, “tanımıyorum” dedim, Ama gece olunca, En çok sana benziyordum. Sen uzaktaydın, Ama en yakınımdaki boşluğa yerleştim seninle. Yanımda yürüyen herkes sustu, Çünkü ben hep içimde yürüyordum sana doğru. Ne umut ettim, ne karşılık bekledim, Sadece yaşadım seni, Bir şiiri okur gibi; Her dizesinde biraz daha yanarak. İnsan bazen birini sever, Ve bunu hiçbir yere söylemez. Çünkü bazı sevgiler, Söylendiğinde eksilir. Ben seni eksiltmemek için İçimde büyüttüm. Kalbim sana ağır gelmesin diye
Adımı geri verdiler bir gün, Ben çoktan unuttuğumda kendimi. Ne bir unvan istedim ne de alkış, Ben yalnızca sevmeyi seçtim — sebepsiz, sessiz. Bir yanda yurdum vardı: toprağı öksüz, Bir yanda gözleri uzaklaşan bir kadın. İkisine de koymadım şart, beklemedim karşılık, Varlığımı verdim, adımı değil… Gözyaşı dökmedim gitmediklerinde, Çünkü biliyordum: Sevmek bazen gitmek değil, Kalmak değil, Yalnızca onlara ait olmaktır, Onların haberi olmadan bile. Karanlıklar dostumdu, yıldızlar şahidim. Gözlerimi göğe diktiğim her gece Bir dua yükseldi: “Onlar bilmesin ne çektim, yeter ki eksilmesinler.” Ve öyle bir yandım ki içten içe, Ne küle dönüştüm Ne dumanla görünür oldum… Sadece yandım. Ve bu yangından Hiç kimseyi suçlamadım.