Yusuf Kaan

Yusuf Kaan
dum spiro, spero
Parmenides haklı olarak şu soruyu sorar: Olan, değişen bir şeyin gerçekten var olduğu söylenebilir mi? Eğer bir şey, biraz önce bir şey, bir an sonra tamamen farklı bir şey ise ortada gerçekten bu şeyin, bir şeyin olduğundan, yani var olduğundan söz edilebilir mi? Sonra var olmayan, veya Herakleitos’un dediği gibi sürekli başkalaşan bir şey, herhangi bir araştırmanın konusu olabilir mi? Yani onun hakkında herhangi bir şey söylenebilir mi? Herhangi bir doğru tasdik edilebilir mi? Heraklei-tos’un kabul ettiği şekilde bir dünyada hiçbir şey hakkında hiçbir şey söylenebilir mi? Çünkü o söylenen şey, söylendiği anda geçerli olmaktan çıkmaz mı? Eğer bir önerme bir şey hakkında ise -ki öyledir- konusu olan şey ortadan kalkıp yerini başka bir şeye bıraktığında artık o önermenin doğru olduğu ileri sürülebilir mi? O halde Herakleitos’un felsefesi varlığı ortadan kaldırdığı gibi konusu bir şekilde varlık olması gereken her türlü bilgi imkânım da ortadan kaldırmaktadır.
Felsefe
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Herakleitos : Her şey değişir; her şey sürekli bir akış içindedir; her şey akar; bir nehre iki kez giremezsiniz; çünkü ikinci seferinde ne o nehir aynı nehirdir, ne de siz aynı sizsiniz. Değişenin altında değişmeyen hiçbir şey yoktur. Değişmeyen tek şey değişmedir ve değişmenin kendisine göre cereyan ettiği yasadır. Kısaca varlık yoktur; oluş vardır veya varlık, oluştur.
Felsefe
Sokrates öncesi Yunan felsefesinin en büyük iki filozofundan biri olan Parmenides’in (M. ö. 540) felsefesini şu iki cümle ile özetleyebiliriz: ‘Varlık vardır; var olmayan var değildir’. Normal bir okuyucuya bu iki önerme, öznede söylenen şeyi yüklemde tekrar eden önermeler olarak açık bir biçimde doğru, fakat önemsiz, katta anlamsız, çünkü boş iki cümle olarak görünebilir. Ancak onlar tüm felsefe tarihinin en önemli cümleleri arasında yer alırlar.
Felsefe
Felsefe bütün İlk ve Ortaçağ boyunca bizim bugün bilimden kastettiğimizden çok farklı bir şey olarak anlaşılmamıştır. Nitekim Aristoteles’e göre bizim bugün belli ve bağımsız, özel bilimler olarak tanımladığımız matematik, fizik, astronomi vb. yalnızca felsefenin, teorik felsefenin dallarıdırlar. Hatta bir bakıma ta XIX. yüzyıla varıncaya kadar felsefe ile bilim arasında ciddi bir ayrım yapılmamıştır: Newton’un fizik, mekanik ve astronomiye ilişkin bilimsel görüşlerini içeren ünlü kitabının adı Doğa Felsefesinin Matematik İlkeleridir; yani Newton’un kendisinde bile henüz doğa felsefesi ile doğa bilimi arasında bir ayrım yoktur.
Felsefe
Pierce de yeni-pozitivistler gibi anlam sorunu ile ilgilenir. Ona göre iki türlü anlam vardır: Dilsel anlam, psikolojik anlam. ‘Şu anda yüz tane Yunan savaş gemisi Ege’nin Türk kıyılarına yaklaşmaktadır' türünden bir önermeyi alalım. Bu önermenin iki farklı anlamı vardır. Birincisi onun herkeste farklı duygular, heyecanlar uyandıran anlamıdır (örneğin bazıları bundan endişe duyabilir, bazıları sevinebilir vb.) ki buna psikolojik anlam denir. İkincisi Türk dilini bilen herkes için ortak olan anlamdır (Örneğin herkes yüz’ün, geminin, kıyının, yaklaşmanın ne olduğunu bilir ve bunlarla ilgili olarak aynı düşünceleri paylaşır) ki buna da dilsel veya mantıksal anlam denir.
Felsefe