Şehirli insanın sanatsal ve genel anlamda estetik haz duymak için daha fazla fırsatı olduğu inancı günümüzün en tuhaf yanılgılarından biridir. Şehir nüfusunun çok küçük bir kısmının gittiği konserler, müzeler veya sergiler, köylü insanın günlük hayatında gün doğumu veya baharda doğanın canlanması gibi eşsiz manzaralar karşısında, belki de farkında olmadan ama çok güçlü bir şekilde estetik heyecanın yerini alabilirlermiş gibi. Şehir nüfusunun çok büyük bir çoğunluğu natüralist atmosferdeki en büyük heyecanlarını futbol ya da boks maçlarında hissetmektedir. Köylülerin etrafındaki her şey canlı ve doğaldır, işçilerin etrafındaki her şey cansız ve mekaniktir.
Köylülerin dindarlığının ve işçilerin ateist oluşunun sebebini, maddi şartlar veya eğitim seviyeleri arasındaki farkta değil, farklı manevi atmosferde ve görülen ile mevcut olanın farklı tecrübe edilmesinde aramak gerekir.
Kitle iletişim araçları, özellikle de televizyon psikolojisi öyle ince hesaplanmıştır ki, insanın yalnızca bilinci değil, içgüdüsel ve duygusal tarafı da hüküm altına alınabilmekte, empoze edilen seçimin insanın bizzat kendi seçimi olduğu hissi veya alışkanlığı yaratılabilmektedir.
Medeniyet, sürekli yeni ihtiyaçlar yaratarak, üstelik gereksiz ve fazlalık olan şeylere karşı ihtiyaç geliştirerek, insan ve doğa arasındaki madde alışverişini yoğunlaştırmak, haricî hayatı dâhilî hayatın zararına teşvik etmek gayesindedir. "Sahip olmak için üretmek, israf etmek için sahip olmak" medeniyetin doğasında bu vardır.