Dışavurumun aracı dil olunca, avantajları ve yetersizlikleri üzerine düşünmeden edemiyor insan.Sartre’ın şu sözü meselenin iyi bir özetidir: “Dil eksikli bir şeydir. Her zaman düşündüğümüzden azını söyleriz.”
Çocukluğunu sahici bir köke bağlayanlar, sonradan nereye giderlerse gitsinler, ev dendiğinde o ilk göbekbağına uzanıyorlar. Geceleri yıldızlara, gündüzleri atlaslara ihtiyacı yok onların, kaybolmuyorlar.
Gerçekten sevmek, birini her neyse tam da öyle kabullenmek, başka türlüsünü hayal bile etmemek değil mi? Onu, daha iyisini, eksiksizini düşlemeden bağrına basma yetisi. Olduğu gibi.
Sevdiğim birine bakarken, bir yandan onunla etle tırnaktan bile yakın olmayı umar, bir yandan da asla hakiki bir yakınlık kuramayacağımızı bilmenin ıstırabını duyardım.
Birilerini mutlu etmeye çalışırken yorulmaz, sakınmaz, sıkılmaz ve usanmazdım. Yanımda kendilerini anlaşılmış ve tamamlanmış hissetsinler, öyle ki yarım kalmaktan korkup gitmesinler isterdim. Fakat öyle olmadı. Bazen geride, bazen ileride ama nihayetinde hep yalnız kaldım.