Yaşıyordum. Hala yaşıyordum. Bir gün daha mı? Bir hafta daha mı? Eğer kötülük gelip beni bulursa kendimi okyanusa emanet edeceğim, diye söylendim. Alsın beni! Nereye istiyorsa oraya götürsün! Esas olarak da yutsun beni ve cesedimi asla geri vermesin!
Ben çocukken, babamın ağzından duyduğum en ağır sıfat “kaba” idi. Çünkü onun gözünde bir insanda, bir harekette, bir tavırda, bir sözde görülebilecek en affedilmez kusur buydu. Kibarlığa, nezakete, ruh inceliğine tapan bir adamdı. Bu tarafı bana fazlasıyla miras kalmış.
İhtiyar, işaret parmağını havaya kaldırıp döndürdü:
- Bu akşam, odanızda, vantilatöre dikkatle bakın. Kanatları o kadar hızlı döner ki ayırt edebilmemiz imkansızlaşır. İnsan beyni de bundan farksızdır. Düşüncelerimiz çok hızlıdır. Onları birbirinden ayırmak olanaksızdır.
Yaşlı adam havada döndürdüğü parmağını yavaş yavaş ağırlaştırdı:
- Sonra vantilatörü durdurun. Eski biçimine kavuşan her kanada dikkatlice bakın… Aynı şeyi düşüncelerinizle de yapın. Her fikri ayrı ayrı ele alın ve her açıdan inceleyin. İşte meditasyonun görevi. Düşünceyi sabit bir nesneye dönüştürmek…