Yüzlerce başka davacıyla birlikte sarayın birinci avlusuna girmiştik; hepsi de bir tapınma yerindeymişçesine sessizdi. Herkesin üstünde yaşam ölüm hakkı olana yakın olmanın doğurduğu bir dehşetti bu. Bugüne dek hiç böyle bir yere girmemiştim; bu alçak sesle dolaplar çeviren, ayaklarını sürüyerek sağa sola giden, hüzün ve korku terleri döken kalabalıktan bir an önce uzaklaşmak istiyordum.