Şu sıra yaptığım en güzel şeylerden biri oldu öykü okumaları. Bizden, bizim gibi, bizim cümlelerle. Sıkmadan, bunaltmadan, oh be yazılanı anlayabiliyorum dedirten türden. Sizi bilemem ama ben bazen okuduğum öyküleri, romanları, öve öve bitirilemeyen yazıları anlamıyorum. Neyse efendim gelelim Şermin Yaşar'ın "Deli Tarla" isimli kitabına. Kitapta kendinizi bulacağınız öykülerle karşılaşmaya hazır olun. Ara ara gülün, bazen kahkaha atın, bazense durup bakin. Ben böyle hissettim. Yalnız okurken bir önceki kitabı ile karsilastirmadim desem yalan söylemiş olurum. Karşılaştırdım. Diğer kitabındaki konular beni daha çok kendine çektiğinden midir onu çok kestiremedim ama zannediyorum Deli Tarla kitabında keyif alamadığım bir nokta bazı öykülerin sonunu yazarın bağlayamaması. Ya da başka cümlelerle bağlanmalıydı. Fikrim ve de hissiyatım bu şekilde. Ama tavsiye edebileceğim bir kitap diyebilirim.
Yazilarindan sonra ilk kez bu kitabı ile tanıdım Nazan Bekiroğlu'nu. Dili yalındı ve kalbi en derinden etkileyen cümleleri sıralanmış. Okurken kitabin herhangi bir yerinde birileriyle karşılaşıyorsunuz. Ve ben bir koku duydum uzaktan. Çocukluğun, gençliğin, yaşlılığın kokusu. Ve bir de yalnızlık. Mücella yalnızlığın eseri belki de yalnızlığın esiri.
Kimi hayatlar beklenen ya da ümit edilen gibi olmuyor. Zorluklar, mücadeleler, zulme direnişler... Ilk kez #sessizgöç kitabı ile tanıdığım Asuman Güzelce öyle önemli bir konuya değinmiş ve ben kitabı öyle bir dönemde elime almışım ki okurken kitabı hem izlediğim haberler gözümün önüne geldi hem de okuduğum yazılar. Konuyu işleyiş şekli çok etkileyiciydi, sözcük seçimleri muazzam tat bıraktı dilimde.
"Hayatta kalmak uğruna bile olsa, vatanımı terk etme fikri ağrıma gidiyordu ama başka çare de bulamıyordum. Kimsesiz bir kadın olmasaydım, bu kararı kesinlikle almaz, muhakkak direnirdim."