"Şey"ler üretmek, ürettikleri "şey"leri korumak zorundadır onlar. "Şey"lerini takınıp küçük kum karıncaları gibi yerlerde sürünürler. "Şey"leri ele geçirmek için soğukkanlılıkla her türlü kötülüğü göze alırlar. Erkeklik onurunu ya da gerçek gücü ölçmek için değil, yalnızca "şey"ler uğruna savaşırlar birbirleriyle.
Az "şey"i olan kendine yoksul der ve üzülür. Bizim gibi, döşeği ve yemek kabından başka bir şeyi olmayıp da, gözleri bizim gibi parıldayan, şarkı söyleyen tek bir beyaz yoktur.
Parayla hiç kimseye yardım edemezsiniz; onu daha mutlu, daha güçlü ve neşeli kılamazsınız. Bu yuvarlak metali ve ağır kağıtları en büyük düşmanınız olarak görün ve ondan nefret edin.
Yalnız yolunu şaşırmış, hastalıklı ve Tanrı'nın elini elinde hissetmeyen insanlar bu taştan yarıklar arasında güneşten, ışıktan ve yelden yoksun kalarak mutlu olabilirler.
Kendimizi bir kez olsun eğitilmiş ve kültürlü insanlar olarak görmeyi bir yana bırakalım. Tuiavii'nin, eğitim yüzünden sağlığını yitirmemiş ve henüz doğal duygularını koruyan hataya açık bu Güneydenizi yerlisinin basit düşüncelerine ve bakış açısına kulak verelim. O, bizim tanrılarımızı kendi ellerimizle yok edip yerine ölü tabular koyduğumuz dünyamızı tanımamıza yardım ediyor.