Yüksel Ela

Yüksel Ela
@yukselela2
Anestezi ve yoğun bakım uzmanı. Roman yazarı.
Yazar
Üniversite
Konya
Konya
10 okur puanı
Haziran 2025 tarihinde katıldı
Son duvar ağlayanlar, beton ve taş yığınlarının önünde dua edenler, sevdiklerini arayanlar, yaşadıkları için vicdan azabı çekenler, yasla yalnız kalanlar, sevdiklerine kavuşanlar, son cümlesini söyleyemeyenler, bir nefes için kendinden verenler, yaşamaya devam edebilmek için çadır, yemek sırasında bekleyenler ve fırsatçılar... hepsi hepsi bu mahşer gününün bir aktörüydü. istemeden rol alan...
Reklam
Zulüm bir insana yapılacak en büyük hakarettir. Can, mal, namus güvenliği aşılınca büyük bir zulüm oluyor. Mahremiyete saldırı, kul ile yaradan arasındakilere saldırıdır. O yaşlı Suzi Ana'nın çileli hayat yolculuğunda mahremiyeti olan evine saldırı, ansızın bütün her tarafın didik didik edilmesi... Hatıralar; eşten kalan, dosttan kalan, gizliliği ne varsa o barınağında talan dildi ve üç beş haydut tarafından o masum küçük yuva ateşe verildi. Zulmün çatırtıları yangının büyüklüğünde alevlendi. Herkesi yoluna! Biri zalim... Biri mazlum... Peki o mazlumun elinden ayran içen, süt içen, su içen, evinde ekmeğini yiyen... Buna rağmen bir yaltaklanma ya da korkma ya da küçücük bir menfaati beklemeyle, gözü dönmüş bir haine onları ihbar edenlere ne denir? Zalim! Onlarınki diğerlerinin yaptıklarından daha büyük bir zulüm. Ya alkışlayanlar, sessiz kalanlar, gözyaşlarını silmeyenler... Ortada kalır mı?
Sayfa 129
Zulüm insandan geliyor. Dilini arama, dinini arama; ırkını, milletini, milliyetini arama. İşte zulmün tarifini daha da güçleştiren bu ya. En büyük merhametsizliğin, en büyük acımasızlığın en yakınındakilerden gelmesi... Müşkül, tam olarak bu.
Sayfa 129
Zulüm! Zulüm nedir ki? Sözlerle tarifi zor. Kelimeler tarif etse de onu, yaşanılanları anlatmaya gücü yetmiyor. Zulüm bir afetten, vahşi bir hayvandan gelmiyor. Ne yıldırımlar, ne seller, ne yangınlar, ne kurt, ne ayı... İnsan eğer insanlığa ait hususiyetlerini kaybetmişse, haddinden aşıyorsa; göz görmüyor, hisler kuduruyor, en aşağıdan en yukarıya bilinçli suçlar işleniyor.
Sayfa 128
Dere kenarında yan yana oturduklarında, bir emaneti taşıyormuş da bakarsa yüzüne, emanetin hakkını veremeyecek olmanın verdiği kırma, üzme korkusunu ruhunda duyarak gözlerini berrak suya dikmişti genç adam. Oysa billur sulara düşmüştü sevdiğinin mavi gözleri. Çarpmamak için köpükler kıvrılıp da yolunu değiştiriyordu. Berrak bir su gibi gözler düşmüşken üzerine, kalbin aynası oluverdi su sevdayı aksettiren. Güneş de düştü, parladı gözler. Tertemiz düşünceler akıp gitti. Kumruların ıslandığı o su beyazının güzelliğinde kalpteki safiyetin tablosu oluştu. Kaynağından geldiği gibi kıvrıla kıvrıla, nazlı nazlı ilerlerken o gözlere çarpan her reşha, her katre, her damla az ilerideki akardan küçük şelaleye vurunca kendini, ondan ayrılmanın acısıyla çağıldamaya başlıyorlardı.
Sayfa 42
Reklam