Fakat bütün bu mahrumiyetlere,bütün bu ıstırablara rağmen, askerlerin cesareti, şevki, itimadı, refah içinde bulundukları zamanlardan daha yüksekti. Bu noktada. bir ırkın karakteristik
bir meziyeti kendini gösteriyordu.
Todleben'in şu sözü tarihe mal olmuştur : "İnsan eliyle yapılmış istihkamların en kuvvetlisi olan Plevne, Türkler tarafından da müdafaa edildikten sonra hiç bir zaman hücumla elde edilemez.''
Üçüncü Plevne harbında Türklerin gösterdiği yararlık, mağrur ve
imanlı bir milletin oğullarının vatanperverlikten ilham aldıkları zaman ne kadar yükseklere yükselebileceğini, üstün istila kuvvetleri, müşterek tehlike karşısında bir millet faziletinin nasıl birlik ve intizam içinde şahlanabileceğini, bu milletin sevilen bir lider idaresinde ne manevi bir azamet iktisab edeceğini, doğru
bir dava uğrunda şuurlu çarpıştıkları için eğer şehid düşerlerse
cennet kapılarının da kendilerine açık durduğuna kanaat beslediklerini göstermiştir.
Rusya, önünde yere uzanmış birini görerek ölmekte olduğunu sanan ve onun üzerindeki ötesini berisini ele geçirmeğe uğraşırken ondan çok yerinde ve acısını hayatının son gününe kadar unutamıyacağı iki müthiş tekme yiyen bir adama benzemişti.
Türk askerlerinin yaralıları öldürdüğü hakkında bir takım partizanların ortaya attığı şayia, tamamiyle uydurmadır. Yaralı esirlere tıpkı, Türk kardeşleri gibi muamele edilmiştir.