"Bazen kendi yolumuzu kendimiz seçeriz ve ailemizin de bunda etkisi fazla olur. Babamız bir tamirci, avukat veya doktorsa biz de bir tamirci, avukat veya doktor olmaya çabalarız. Ya da annemiz bir Suzy Homemaker ise biz de yemek pişirmekten, çocuk büyütmekten veya temizlik yapmaktan daha fazlasını yapamayacağımızı sanıyoruz. Bazen birinin senden önce hazırladığı bir paketin içerisine girmek, senin bir yenisini hazırlamandan çok daha kolay gelir. Veya aileniz bir kurabiye kalıbı kadar güçlüdür ve sizi bu konularda kendi isteklerine göre şekillendirirler. Karşı koyması oldukça güç hissettirir. Böylece ailenizin kurabiye kalıbından çıkmış şekilde yaşar ve kendi çocuğunuza da aynısını aktarırsınız."
George Orwell’in Paris ve Londra’da Beş Parasız adlı eseri temelde, Avrupa’nın iki büyük başkentinin ışıltılı yüzünün ardında kalan yoksulluğu ve insan onurunun aşınımını görünür kılar.
Yazar, geçici işlerde çalışan, açlık ve barınma sorunlarıyla mücadele eden insanların hayatını kendi deneyimlerinden beslenen güçlü bir gerçekçilikle aktarır. Anlatı zaman zaman kurgusal akıştan çıkar ve Orwell, sınıf ayrımı ile toplumun yoksullara karşı geliştirdiği duyarsızlığı doğrudan eleştirir.
Bu yönüyle eser, yalnızca bireysel bir hayatta kalma hikâyesi değil, aynı zamanda sert bir toplumsal eleştiri niteliği taşır.