Füsun’dan uzaksam, dünya, tıpkı parçaları karmakarışık olmuş bir bilmece gibi beni huzursuz ederdi. Füsun’u görünce, bilmecenin, her şeyin bir anda yerli yerine oturduğunu hisseder, dünyanın anlamlı ve güzel bir yer olduğunu hatırlayarak rahatlardım.
Duyduğum aşk ve oturduğumuz aile sofrası o kadar çok incelikle ve yasakla çevrilmişti ki, her şeyimden Füsun’a sırılsıklam aşık olduğum anlaşılsa bile, hepimiz böyle bir aşkın olamayacağını biliyormuş ‘gibi yapmak’la yükümlüydük.
O anda, ben gerçekten ona, onun bana aşık olduğundan daha da çok aşık olsaydım bile (bir ihtimal bu doğruydu da), aşkının aldığı korkutucu boyutu ilk Füsun itiraf ettiği için, oyunu o kaybetmişti.