Çok âşığı var İstanbul’un. Paris, New York gibi. Çok bağımlısı var... Eski, yeni. Binalar, yokuşlar. Hiçbir şey ifade etmiyorlar bana. Hatıralarım beynimde benim. Betonun üstünde ya da ahşap bir evin avlusunda değil!
Dışarı baktığımda, tek düşündüğüm bir an önce buradan gitmek. Dayanamıyorum şehirlere. Araba seslerinden, kalabalıktan değil ya da bir çöl tutkunu olmamdan dolayı değil, içine girdiğim bir şehri havaya uçurmak istediğimden dolayı gitmeliyim diyorum...
Tekrar meydana çıktığımızda, bir zamanlar hayat öyle gerektirdiği için, bir hafta boyunca sabahladığım ve banklarında yattığım parka doğru bakıyorum. Birkaç adım atıp gitsem mi o bankları görmeye derken vazgeçiyorum...
Yoldaki birkaç sarhoşla birbirimize ters ters bakıp küfürleşiyoruz. Fazla uzatmadan aşağı doğru yürümeye devam. Kesinlikle hiçbir sorun çıkarmamalıyız. Hiçbir resmi üniformalıyla başımız derde girmemeli.