Ama hiçbir yerde yurt bulamadım kendime: hiçbir şehirde yerimde değilim ve her kapıdan yeniden yola düşerim.
Kısa süre önce yüreğimin götürdüğü bu şimdinin insanları da yabancı bana…
Gençliğimin hayallerini ve en sevdiği harikaları öldürdünüz!
…
Benim sonsuzluğumu kısalttınız. …
…gecelerimi çaldınız ve sattınız onları uykusuz eziyete..
Eskiden mutlu haberler beklerdim kuşlardan: o zaman iğrenç bir baykuş çıkardınız karşıma…
Eskiden tüm tiksintilerden vazgeçmeye yemin etmiştim: o zaman benim tüm yakınlarımı ve komşularımı irin çıbanlarına dönüştürdünüz.
Bir körlük gibi yürüyordum eskiden, mutlu yollardan: o zaman pislik attınız körün yoluna: bunun üzerine tiksindi o da alışık olduğu eski patikasından.
Hep en arsız dilencileri gönderdiniz yufka yürekliliğimin önüne; hep en iflah olmaz edepsizleri saldınız merhametimin üzerine. Böyle zedelediniz erdemimin inancını.
Üstelik en kutsal saydığım şeyi de kurban ettiğimde: sizin “dindarlığınız” daha besili kurbanlar koydu hemencecik yanıma: sizin yağınızın dumanında boğuldu benim en kutsalım da.
Aksine,
gün boyunca yaptıklarımı ve düşündüklerimi aklımdan geçiririm. Geviş getirircesine sorarım kendime, bir inek gibi sabırla: bugün nasıl yendin on kez kendini?
Neydi yüreğine iyi gelen on barışman, on hakikatin ve on kahkahan?