"Bana Kürtlerden nefret etmem gerektiğini söylerdi babam. Kürtler bölücüydü, teröristti, biz Türklerden nefret edendi ve bu yüzden onlardan nefret etmem gerekirdi.
Nefret etmediğim gibi, Kürt arkadaşlar, Kürt kardeşler edindim kendime. Diyarbakır`a, Mardin`e, Bingöl`e ve Batman`a gittim. Kürt canlar konuştu, ben dinledim, Kürt kadınlar anlattı ben kederlendim, Kürt müzikleri, ağıtları dinledim Kürtçe bilmeden ve öğretmen olarak ilk tayinim Tunceli`ye çıkınca çok ama çok sevindim…
Annem, “Tunceliler Alevi, yemeklerinden yeme” dedi ve ben çağrıldığım, buyur edildiğim her sofrada yemeklerini yedim Tuncelilerin. Birçok Tuncelili komşum oldu kahvaltıya çağırdığım, hafta sonları çarşıda dolaştığım, kahve içtiğim.
Abim, Ermenilere kinlenirdi. Onlardan “Ermeni dölü” diye bahsederdi. Bir Ermeni dostum oldu. Ben onu Türk sanıyordum ve o da kendini Türk sanıyordu!
Bir gün dedi ki bana, -ama öyle tedirgindi ki bunu derken-, “sana bir sır vereceğim.“ Şaşırdım, “elbette” dedim. “Otuz üç yaşındayım, yeni öğrendim, ben Türk değilmişim” dedi.
“Ne var ki bunda, cansın” dedim gülümseyerek. “Ben Ermeniymişim” dedi. “Sen benim dostumsun” dedim… “Biz Erzurumluyuz biliyorsun; bizim ailede ne cumaya gidilir, ne namaz kılınır, ne de oruç tutulur” dedi. “Nasıl anlayamadım” dedi… “Babam, ölmeye yakınken açıkladı bu sırrı” dedi… Sarıldık birbirimize sımsıkı. Babasını affetmeyeceğini söylerken, bir çırpıda affediverdi…
Ayvalık`ta, Rum bir yaşlı amcanın işlettiği pansiyonda kaldım geçen yaz. Sevgilimle o pansiyonda tanıştık. Aktivistti sevgilim, doğa aktivisti. Kah Kaz Dağları`nda, kah Karadeniz`de, kah Mersin`de… Nerede ormanlara kıyılıyorsa, nerede dereler kurutuluyorsa, nerede HES`ler yapılıyorsa benim bir tanem oradaydı. Ben çok sevdim onu. Onun gibi bütünleşemedim doğayla belki. Ama o da benim