Kitabı okurken karakterin hislerini çok içselleştirmiştim ve kitabı bitirdikten sonra bile bunun gerçekten aşk mı yoksa takıntı mı olduğuna karar verememiştim, sonrasında bunun aşk kavramına nasıl bir anlam yüklediğine göre değişebileceğini fark ettim, eğer aşkı bir insanın herşeyini bilip onu sevmekle olduğunu tanımlıyorsak kadının adama hissettiği şey aşk değildi, kadın kendi kafasında kurduğu bir adama aşık oldu, aynı insanların yaşamak için bir tanrı inancına ihtiyaç duyması gibi kadın adamı kendi tanrısı haline getirmişti, tanrı’dan kastım tapması değil onu kutsallaştırmış ve gözünde ulaşılamayacak bir yere koymuş olmasıydı, belkide adamı gerçekten tanıyor olsa bunca hislerini ve ömrünü feda etmeye değmeyecek biri olduğunu düşünüp ondan vazgeçebilirdi, ne kadar kabul etmesek bile insanlar hayatı boyunca kendini adayacak birşey ararlar, bu bazen bir insan, bazen bir inanç, bazen para gibi nesnel şeyler bile olabilir, diyeceğim şu ki kitabı okuduktan sonra acaba benim de böyle körü körüne inanıp gerçeğin ne olduğu hakkında hiçbir fikrim olmadan hayatım boyunca savunup gözümü kapattığım şeyler var mı diye bir düşündürdü, okumaya değer ve kadının hislerinin güzel yansıtıldığı bir kitaptı, bazıları kadının bu şekilde hayatını ziyan etmesini ve adama takıntılı olmasına sinir olsa bile atladıkları nokta kadının bunca zaman boyunca bu durumdan mutlu olmasıydı, hayatta çoğu şeyi mutluluğu elde etmek için yapıyoruz, ve kadının bu yaptığı takıntı olsa bile onu mutlu eden birşey olduğu için aslında hayatını ziyan etti terimi kullanmanın bile yanlış olabileceğini fark ediyorum. (yinede bu kadar silik yaşamaktansa hayatta biryerlerde iz bırakan bireyler olmamızı umuyorum.)