Annesini çok küçük yaşta kaybeden, babası ve kardeşine bakmak zorunda kalan ve yaşıtlarına göre çok uzun ve sıska olduğu için mahallede kendini "Kuru Kız" denilen bir kadının hayatı anlatılıyor kitap da. Kuru Kız'ın hayatı çok zor geçiyor annesini on iki yaşında kaybediyor. Babası elektrik direğinden düşüp sakat kalıyor bir süre sonra ölüyor. Babasından sonra ise çok genç yaşta kardeşini kaybediyor. Acı ve hüzünle geçen kırk yıl. Sonrasında telefon alıyor ve dünyanın farklı şehirlerini tanıtan bir belgeseli izlemeye başlıyor. Bir gün izlediği belgesel de dünyanın sonundaki şehir Ushuaia'yı duyuyor. Ve bu şehrin ismini söylemek bile çok hoşuna gidiyor. Sonra düşünüyor ki tek başına kaldı hayatta ve dünyanın sonundaki şehre gitmeye karar veriyor. Hayatının ilk kırk yılı zorlu ve acılı geçmişti ve kalan kısmını mutlu geçirmek için dünyanın sonundaki şehre tek kişilik bir gidiş bileti alıyor. Hayatı bir de tersten yaşamak istiyor. Kuzey yarım küre yerine Güney yarım kürede.Kışın yaz,yazın kış olduğu bir ülkede, içinin ağlamadığı içinin güldüğü bir hayatı yaşamak. İçinin ağladığı bir kırk yıldan sonra içinin güldüğü bir kırk yıl.
Benim kendi görüşüme gelince konusu farklı olan çok güzel bir kitaptı. Böyle aktı gitti. Durup düşündürdü. Bazen hayatımızda kötü şeyler yaşayabiliyoruz. Umut her zaman var. Bazen tersten de yaşamalı insan. Ben kitabın konusunu çok sevdim, yazarın dili akıcıydı, üslubu çok güzeldi. Tüm kitap severlere tavsiyemdir, en kısa sürede kitabı alıp okuyun.