Bilmiş ol ki, muhtasar akâid risâlesinde İslâm inancına dâir açıkladığımız esâslar, daha yeni nevş ü nemâ çağında olan çocuğa öğretilmelidir. Böyle sathî olarak bunları öğrendikten sonra zamânla teker teker her birinin ne demek olduğunu anlar. Yâni önce ezberlemek, sonra anlamak, sonra kat'î kanâate varıp tasdik etmek gerekir. Îmânın bu kadarı, çocuklarda delîl aramadan bulunabilir. Fazl u kereminin eseri olarak Allahu Teâlâ, daha ilk evresinde mü'min'in kalbini açar, mü'min delil ve hüccet aramadan hemen gerçeği kabûl ediverir ki, inkârına imkân olmıyacak şekilde ekserî'sinin îmânı böyle kuru telkin ve sırf taklîdden ibârettir. Gerçi böyle yalnız taklidde kalmak, zıddının telkîniyle kaybolma tehlikesiyle başlangıçta pek kuvvetli görülemez. Şüphe ve sallantıdan kurtulması için bu îtikadları kuvvetleştirmek ve bu gibilere isbât etmek lâzımdır. Fakat bunları kuvvetlendirmek için mücâdele ve kelâm san'atını öğrenmek lâzım değil, belki Kur'ân, Hadîs okumak ve bunların mânâsını anlamak, ibâdetlere devâm etmek kâfidir. Böylece kulağı ile duyduğu Kur'ân ve Hadîs delilleri ve faydaları ile, gönlüne doğan ibâdet nûru ile, iyilerle düşüp kalkmaktan, onların nûrlu sîmaları ile güzel sözlerinden, hâllerinde görülen huzûr, Allah korkusu ve mütevazi' sîmâlarından faydalanmak sûretiyle inancı kuvvetlenir. İlk îmânı telkîn etmek kalbe bir tohum ekmek gibidir. Bu sebebler de o tohumu sulamak ve terbiye etmek demektir. Bu sûretle tohum kuvvetleşir, kök salar; kökü kalbde, dalları göklere yükselerek şecere-i mübâreke ( iyi bir ağaç) olur.