Öncelikle 14-15 yaşlarındaki küçük bir kıza gizemli mektuplar gelmesiyle kitaba giriyoruz. Bu mektup ve notlar düzenli aralıklarla ve bir ders niteliğinde geliyor. Yani kitabımız aslında bize felsefe tarihini anlatırken aynı zamanda bu mektupları kim gönderiyor, bu işin arkasında ne var gibi sorularla bizi içine çekiyor. Kitapta beni en tatmin eden şey felsefeyi okuyucuya insani bir şekilde anlaşılır somut örneklerle aktarması oldu. Çünkü bu kitabı aslında felsefeye ufak bir giriş yapmak için okudum. Çoğumuza felsefe akıl dışı, işin içinden çıkılmayacak bir dal gibi gelir ama yazar tertemiz ve sade bir dille gayet akla oturan şekilde bize anlatıyor. Kitap boyunca kendi kendimi şu soruların cevabını ararken buldum;
**“Ben neden ‘ben’im?”
“Gerçek denilen şey ne?”
“Özgür irade var mı?”
“Tanrı, bilim, evren…”**
Ama yorucu bir taraftan değil, örneklerin desteğiyle daha sadeleştirilmiş bir biçimde. Felsefe bölümleri ise kronolojik sırayla anlatılmış. Yani aslında Felsefenin evrimini ve dönüşümünü izliyoruz. Önce dünya sonra akıl arkasından bilim, hepsinden sonra bunlar tamam da insan ne olacak gibi bir sıra var.
Hikâye tarafı ise karakterimizin gerçekliğinin şaşmasıyla, tam da felsefeye uygun bir şekilde okuyanın yorumuna göre şekillenebilecek şekilde ilerliyor.
Uzun lafın kısası kitap bize felsefeyi olabilecek en akla yatkın şekilde anlatmış. Kitaptaki finalin tek bir doğruya hitap etmemesi ise tam olarak amacına hizmet etmiş. Bence felsefeye en ufak merakı olan birinin düşünmeden alıl okuması gereken bir kitap.