Geçti yıllar, günler, günahlar üremekle,
Geldi ölüm habercisi, fakat kalp gafil,
Dünyadan nasibin aldanmak ve pişmanlık,
Dünyada kalman ise imkânsız ve boş kuruntu.
Adam imtihan ediliyor, namazı bırakıyor, kadın bir derde uğruyor açılıp saçılıyor. Ufacık bir gam isabet etmiş, necis ortamlarda güya efkar dağıtıyor. Halbuki daha çok sarılmalılarken Rabbe, kılıf ediyorlar her imtihanı nefse.
Moda diye kulaklarına küpe takan erkekler, çağdaşlık diye soyunan şu kızlar ! Başına şapka giymediği için darağaçlarında sallandırılan bir neslin torunlarıydı.
Zamane Ebu cehiller Müslüman cübbesi giymiş, ülkenin her yerine besmele ile dikiyordu heykelleri... Putları yıkan peygamberin ümmeti, şimdi Allah'ın adını anarak heykele tazimde bulunuyordu.
İ'lâ-yi kelimetullah için cihadı şiar edinmiş Osmanoğulları, 17. yüzyıl tarih kaynaklarından 'Sahâifü'l-Ahbâr' da; "Doğu'nun ve Batı'nın, karaların ve denizlerin efendisi, Mekke ve Medine'nin hâmisi" olarak anılmaktalar. Ama onlar büyük bir edeple hamilik (koruyucusu) sıfatı yerine bu beldelerin hâdimi (hizmetçisi) olduklarını belirtmişlerdi. Öyle ki Hz. Peygamber'in [sallallahu aleyhi ve sellem] şehrini bir valinin hükmü altına sokmamışlar, oraya gönderdikleri idareciye vali yerine "Medine muhafızı" unvanı vermişlerdi. Bir cihan devleti kurmalarına rağmen, Mekke ve Medine'ye Osmanlı sancağı asmayı da edebe aykırı bulmuşlardı.