Türkiye'de politikacısından amelesine kadar herkes, mahkemede "Şeytana uydum hakim bey!" savunmasını yapmayı adet edinmiştir. Bu da dinin yalnızca ahlakı tesis etmek için değil, bilakis ahlaksızlığı meşrulaştırmak için de kullanılabileceğine bir örnektir.
Bir kanıtı iyi yapan nedir sorusu önemli bir konudur, ama genel, ana ilke, bir kanıtın daha fazla sayıda insan tarafından yinelenen durumlarda denetlenmeye açıksa daha iyi, sınırlı sayıda durumda az sayıda insanın tanıklığıyla sınırlıysa daha kötü olduğudur.
İtiraf etmeliyim ki, daha genç olduğum ve spiritüalizme merak saldığım dönemlerde ben de bu tür deneylerin "gerçek" olabileceğine inanmaya eğilimliydim. Ne var ki bu durum çok kısa sürdü, çünkü cahilliğiyle memnun kalabilen bir insan değilseniz önünde sonunda inandıklarınızı sorgulamaya başlarsınız.
Popper'e göre de, felsefi ve metafizik teoriler, tanım gereği çürütülemezler. Zaten, birazcık düşündüğümüz takdirde hemen görebileceğimiz gibi, eğer "bilimsel araştırma konusu olabilecek metafiziksel kavramların varlığından" söz ediliyorsa, burada muhtemelen bu kavramların içeriğiyle oynanıyordur.
"Eğer din değil de suç üzerinde çalışıyor olsaydım (belki katı Freudyenler hariç) bu kadar çok insanın benim içimde bir suçlu olmak için derin bir arzu beslediğim varsayımında bulunacaklarını hiç sanmam..."