İnsan, Post-truth çapında her elmasın imitasyonunu üretmeye mahir. Kendini bilgili, sevilen, beğenilen biri olarak algılamak, doğruyu bulduğuna inanmak kolay. Herkesin mahallesi, kendisini onaylayıp duran yankı odalarından oluşuyor. "Eğer kurgu, gerçekten ayırt edilmeyecekse, ne fark eder?" diyebilir insan. İmitasyon, simülasyon, kurgu; ne de olsa aynı hazzı veriyor(?).
Çocukluğumuzda, travmatik bir aile ortamında ne kadar değersiz ve güçsüz bir varlık olduğumuza dair öncüller ile dolmuş isek daha sonra yaşamımız boyunca bunlara dayalı hipotezler üretiriz (...) Kendimizi sevmek lehimize bile olsa sevilmez olduğumuza inanmak daha tutarlı ve gerçekçi bir dünya sunduğundan "mantıklıyı" mutluluğa ve hatta hakikate tercih ederiz.
İnsan zihni kötü bir bilim insanı gibi çalışır çoğu zaman. Yalnızca kısıtlı ve taraflı örneklemleri seçerek veri toplar. Analiz yapar ancak matematiği hatalıdır. Sonuçlara ulaşır fakat öncülleri tartışmalıdır. Hipotez kurar, yeterince test etmez. Esasında insan, çoktan bir şeye inanmıştır ve onu sürdürmek ya da kendine kanıtlamak istiyordur. Karar alma süreçleriyle ilgili çalışmalar, inançlarımızla çelişen bilgileri yaklaşık yarım saat içinde unuttuğumuza işaret etmektedir.
Tüm mekana sahip olanın mekanı yoktur, tüm insanlara sahip olanın kimsesi yoktur, tüm aşk ihtimallerine sahip olan insanın sevdası yoktur. "Hep"in "Hiç"e komşuluğudur bu.