Kitaba başladığımda "Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş" ismini arka plana atmış, kitabın bana sadece ölümsüzlüğü dileyen insanlara bu dilekleri bahşedilirse ne olur, sorusuna cevap veren bir dünyanın içine gireceğimi, hikayenin 'ölüm bir yokmuş' olarak şekilleneceğini düşünüyordum.
Öncelikle yazara düşüncelerimi yıktığı için teşekkür ederim.
İnsanların düşünce ve felsefi boyutlarıyla soyut, tanık olma durumlarıyla da somut olarak nitelendirebilecekleri 'ölüm' kavramı, ancak bu kadar insanın hayal edemeyeceği türde hem soyut hem de somut olarak yansıtılabilirdi ki kitabın en sevdiğim yanı Ölüm'ün kendisi oldu.
Kurduğu dünyaya dair yeterince ayrıntı vermesi, okurun aklına takılacağını tahmin ettiği soruları peşin peşin cevaplandırması, kafa karışıklığına sebep olabilecek bir cümle okuduğunuzda ardına hemen "Sonuçta yazarın kurduğu bir gerçeklik söz konusu." diyerek bu karışıklığı anlamlandırabileceğiniz bir kurgu var.
İnanıyorum ki sonlara doğru iyice hareket kazanan olay örgüsü sizleri beklemediğiniz bir son ile karşı karşıya bırakacak.
Keyifli okumalar.
İnsanların algılayış düzeyinde ispatlanamamış olsa da çocukluğumuzdan beri iki yüce varlık olan ölüm ile tanrının her zaman her yerde olduğuna inandırılmışızdır.
Evet, doğrusu ölüm hiç gülmez ama gülmek için dudakları da yoktur, o halde bu anatomi dersinden çıkaracağımız sonuç da sanılanın aksine gülümsemenin dişlerle ilgili bir eylem olmadığıdır.