neyse ki lisansüstü eğitim onu buna, durmaksızın umutsuzluğu yönetmeye hazırlamıştı. her şey daima kontrolden çıkardı; laboratuvarda hiçbir şey yolunda gitmezdi, market alışverişine paranız yetmezdi, kaldığınız binada fare çıkardı, hocalarınız sizden nefret ederdi, hayat boyu verdiğiniz emeği çöpe atmanıza bir adım kalırdı. sonra hepsini zihninizin bir köşesine iterek uykuya dalar ve her şeyi yarına ertelerdiniz; ta ki beyniniz tekrar rol yapabileceği düzeyde çalışmaya başlayana kadar.
o gece yarısı ay, parlak ışıklarını, beyaz
çarşaflarına ağzından boşanan kanla kırmızı güller işleyen Yekta’nın mermer yüzüne serperken altında kırmızı haleler yaratıyor ve bu haleler arasında beliren ahiret nurları, o masum kurbanın şehitliğini kutluyordu.
...manevi hareket kaybına uğradığım yetmezmiş gibi,... coşkunluğum, bu dakikaları hayatımın geri kalanına bin kat tercih etmeme sebep olarak onları tecrit ederdi; kahramanlar gibi, sarhoşlar gibi şimdiki zamana hapsolurdum; geçici olarak tutulan geçmişimin geleceğimiz adını verdiğimiz gölgesi önüme düşmezdi; hayatımın amacı artık bu geçmişin hayallerinin gerçekleşmesi olmaktan çıkıp o andaki mutluluk olduğundan, o andan ötesini görmezdim.
"Oh dulces prendas por mi mal halladas
(Ah o tatlı anlar, artık benim olmayan)
dulces y alegres cuando Dios quiería,
(tatlı ve neşeli, Tanrı istediğince)
juntas estáis en la memoria mía
(Aklımdan çıkmadan orada hep öylece)
y con ellas en mi suerte conjuradas!
(ve ölümümde bile beni bırakmadan)"