Tanışmadığımız halde hayatı boyunca beni arayanlar kadar
Dudaklarını öptüğüm halde beni ayaklar altına alanlar var
Zeki ve adil olanı kolluyormuş gibi görünsem de arada
Kafa tutacak kadar cesur olanları kutsuyorum aslında
Lütuflarım yumuşak huylu ve tatlıdır çoğu zaman
Ama küçümsenince olurum yenilmesi zor bir hayvan
Her darbem güçlüdür, tozu dumana katarım
Ama hemen öldürmem, yavaş yavaş yaparım
Ölmek için bir şey yapmamıza gerek yok. Hayatımız boyunca merdivenlerin altındaki bir dolaba saklansak bizi yine bulur. Ölüm üzerinde görünmez peleriniyle ortaya çıkacak ve sihirli değneğini sallayıp bizi en ummadığımız anda alıp götürecek. Dünyadaki varlığımıza dair her izi silip bunu da ücretsiz yapacak. Karşılığında hiçbir şey istemeden. Cenaze törenimizde şöyle bir eğilip, çıkardığı iyi iş için aldığı övgüleri kabul edecek ve sonra ortadan kaybolacak. Yaşamak ise biraz daha karmaşık. Hep yapmak zorunda olduğumuz bir şey var.
Nefes almak.
Bir içeri bir dışarı; her gün, her sabah, her dakika ve her saniye istesek de istemesek de nefes almamız gerek. Ümitlerimizi ve hayallerimizi boğmayı planladığımızda bile nefes almayı sürdürürüz. Yoldan çıkıp köşede bekleyen adama şerefimizi, sattığımızda bile nefes alırız. Haksızken, haklıyken, bir çatıdan aşağı kayıp vakitsiz bir ölümün kollarına düşerken de nefes alırız. Aksi söz konusu olmaz.
Ben de nefes alıyorum işte.
"Bu hayata dair hiçbir şey bana asla anlamlı gelmeyecek olsa da elimde değil, paranın üstünü alıyor ve bozuklukların hatalarımızın bedelini ödemeye yeteceğini ümit ediyorum."
"En karanlık günlerde aydınlık, en soğuk günlerde gözlerini ileriye ve yukarıya dikmeli ve en kederli günlerde yaşlar akıtsınlar diye açık tutmalısın. Sonra da bırak kurusunlar. Bırak acıyı arındırıp etraflarını yine yenilenmiş ve berrak görsünler."