Kişinin özgüven yoksunluğu, patolojik bakış açısıyla birincil ya da ikincil önem taşıyabilmektedir. Birincil durum, bir nevi kronik kansızlık haline denk gelen bir şekilde benliğin yapısal yoksunluğudur; ikinci durum ise ağır kanama sonrası anemi, yani kansızlık haline benzer bir benlik tükenmesidir. Bu ikinci durumda olan kişi serseri mayına benzer; tıpkı sadece bir süpürgeyle (yalnız kalmanın simgesi olarak) tek başına, yani damsız dans eden bir kavalyenin başka bir çifte yaklaşarak kadını diğer dans eşinden çalıp süpürgeyi bıraktığı ve süpürgeyle kalan kavalyenin de aynısını yaparak dans edecek başka bir kadın bulmaya çalıştığı 'süpürge dansında' olduğu gibi, üzerindeki sıkıntıyı ve duygusal yükü boşaltacak başka birini arar durur.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Her zaman en rahatsız edici çıkarımları hayal etmemizi, korkmamızı ve umut etmemizi sağlayan şeyler gereğinden fazla idealize edici unsurlardır. İşte sorunun var olduğu yer de burası, yani içsel gerçekliğimizdir.
"...Her türlü saldırganlıktan uzak durmalı.. Düşmanın her hamlesini başka bir yöne şefkatle aktarmak yeterlidir. O, kendi uyumu içinde toparlanması gereken bir zavallıdır ve savrulmakta olduğu öne doğru ufak bir itişle bu gerçekleştirilebilir."