en yoğun aşk bile bazen sessizlikte, tek taraflı bir bekleyişte büyür ve kendi içinde tüketici bir ateşe dönüşür. insan, karşılık bulmayan duygularını ne kadar bastırırsa, o duygular bir o kadar derinleşir.
zweig de gösteriyor ki; aşk, sadece karşılıklı bir bağ değil, aynı zamanda insanın kendi içinde kurduğu bir evrendir. sevilen kişi farkında olmasa da, bu evren büyür, dallanır, kendi yasalarıyla yaşar ama karşılıksızlığın acısı, en sonunda bu evreni içten içe yıkar.
insanı tüketen, sevmek değil; sesini duyuramamak, varlığının görülmemesidir. çünkü aşk en çok, görünmez kaldığında yaralar.
bilinmeyen bir kadının mektubu aslında tek taraflı bir aşkın değil, insanın görülme, fark edilme ve değer bulma ihtiyacının trajik bir yankısıdır. bize hatırlatır ki: aşk kadar, fark edilmek de yaşatır. kitabın çoğu ifadesini aşırılıkla adlandırsam da sürükleyicilik etkisinden vuruldum diyebilirim.