Orhan Kemal’in yazarken, benimse okurken ağladığım bir kitap. EL KIZI !
Başına gelen ve gelmesi muhtemel bütün olayları sessizliğiyle, başı öne eğikliğiyle kabul eden ve edecek olan bir ana karakter. Eşi Mazhar’dan yediği tokatlar, kaynanası Hacer’den işittiği ağır laflar yetmezmiş gibi bir de hayatın sillesini yiyen namı diğer “El Kızı” Nazan!
“Hayat, gerçekten de akıp giden bir su… Bizler de o suyun içinde suyun istediği tarafa gitmeye mecbur odun parçaları.”
Annesinin dolduruşuna gelen, eşinde aradığını bulamayan, erkek olmakla adam olmayı çoğu zaman ayırt edemeyen, çözümü şiddette arayan bir eş, bir karakter Mazhar!
“Bütün gün mutfaktan çıkmaz, boş zamanlarında ya tahta siler, ya çamaşır yıkar yahut da sökük diker, yama yamalardı. O hizmetçi değil, hayat arkadaşı almıştı kendine. Neşeli, cıvıl cıvıl, ateşli bir hayat arkadaşı…”
Ve bütün bunlara ek dişli, tuttuğunu koparan, oğlunu yere göğe sığdıramazken gelinine hiçbir şeyi hak görmeyen bir karakter, Kaynana Hacer!
“Bu oğlanı karnında dokuz ay taşıyıp sonra da bin zahmetle doğuran, kahrını çeken, yetişip bu boya gelinceye kadar saçını süpürge eden kendisiydi, öteki değil. Öteki neydi ki? Soyu sopu belirsiz, alelade bir kız, bir kadın.”
Ve bütün bu hikayenin en masumu küçücük yaşta annesinden koparılan bir çocuk. Haldun!
Yeni evlendiğim bir süreçte okuduğum için belki de çokça düşündüğüm, fazlasıyla etkilendiğim ve şükürler ettiğim bir kitap.
Hepimiz birer “El Kızı” değil miyiz ?