Derdimi, acımı, öfkemi ilk kez onlarla paylaşmıştım. Bir tek onlar dinlemişti beni hiç ses çıkarmadan, bir tek onlar ortak olmuştu çaresizliğime. O ağır, karanlık günler boyunca bu basamakların, ahşap pencerelerin, nakışlı perdelerin, aynalı konsolun, duvardaki antika saatin, koltukların, yerdeki halıların, küçük kitaplığın, saksıdaki çiçeklerin, yani bu evi ev yapan ne varsa hepsinin benimle birlikte kahrolduğunu, benimke aynı öfkeyi duyduğunu, benimle birlikte ağladığını hissetmiştim.
Çünkü bu kent, ne kadar muhteşem bir doğaya, ne kadar zengin bir tarihe sahip olursa olsun, insan olmadan, taş ahşap, demir yığınından başka bir şey değildir.