Zen

Hangi budala söylüyordu, mutluluğun yeryüzündeki zenginliklerin eşit oranda paylaştırılmasına bağlı olduğunu! Bu boş devrimci düşler, şu anki toplumu yıkıp yerine başkasını getirebilirdi, ama herkesin lokmasından bir parça alıp ötekilere vermekle insanlığın ne acısını eksiltebilir, ne de sevincini artırabilirdi. Hatta yeryüzündeki mutsuzluğu çoğaltırdı belki; içgüdülerin o dingin doyumundan ayırıp, tutkuların doyumsuz acısına yükselttiği gün, belki de yeryüzündeki köpekleri bile umutsuzluktan acı acı uluyacak hale getirirdi. Hayır, hayır, en iyisi hiç dünyaya gelmemekti; ya da geleceksen, bir ağaç, bir taş olarak… Daha da iyisi, gelip geçenlerin topukları altında ezilen, kan dökmeyecek bir kum tanesi olarak gelmekti.
Sayfa 370 - Bay Hennebeau
Reklam
“Çalışma programını genişletecekti. Onu sınıfından koparıp ayıran kentsoylu incelikler, bu sınıftan iyice nefret etmesine yol açmıştı. Kokularından yüz metre öteye kaçtığı yoksul işçileri yüceltmek istiyor, onları insanlığın sığınacağı biricik soylu ve güçlü, büyük bir şaşmaz varlık diye göstermeyi tasarlıyordu. Daha şimdiden meclis kürsüsünde görüyordu kendini; eğer kendi kendini yiyip bitirmezse, halkla zafere ulaşacakları günü düşlüyordu. … Birden Suvarin’le Rasseneur geldi gözünün önüne. Şurası bir gerçekti ki, herkes başa geçmeye uğraştı mı, işler iyice sarpa sarıyordu. Nitekim ünlü Enternasyonal de dünyayı kökünden değiştirebilecekken, o korkunç ordusu iç çatışmalarla eriyip dağıldığından, güçsüzlükten can vermek üzereydi.”
Sayfa 546
“Ama artık umudu kırılmış, arkadaşlarıyla dünyaları ayrılmıştı; halktan, yani karşı konmaz, kural ve kurama sığmaz, önüne geleni ezip geçen o müthiş güçten ürküyordu şimdi. İçinde uyanan tiksinti, incelenen beğenilerinin verdiği sıkıntı, varlığını ağır ağır bir üst sınıfa yükseltmiş, onu yavaş yavaş halktan koparmıştı.”
Sayfa 466
Bu korkunç sıkıntı daha dikbaşlı yapıyordu onları, köşeye kıstırılmış av hayvanları gibi, gömüldükleri çukurdan çıkmaktansa, geberip gitmeyi göze alıyorlardı. Kim cesaret edebilirdi boyun eğmekten söz etmeye?
Sayfa 268
Yoksulluklarının dayanılmaz adaletsizliğine karşın, eylem saati gelip çattığında, kan koca yine soydan gelen kaderciliğin etkisinde kalıyor, yarın korkusuyla boynu bükük yaşamaya razı oluyorlardı.
Sayfa 221
Reklam