......Su gibi kisa surede okunup bitirilecek ama hayata dair cok sey düşündürecek bir roman. Zehra"yi romanın başkahramanı zannederken kitabın ortasına doğru asıl kahramanın babası Mürşit bey olduğunu anlıyoruz. Babasını çocukluğundan beri gormemis ve ona karsi tamamen yabancılaşmış olan Zehra bir Anadolu kasabasına yerleşip örnek bir öğretmen olarak örnek nesiller yetiştirmeyi amaç edinmistir. Gerçekten oturması, kalkmasıyla, dürüstlüğü, doğruluğu, iyiliği, çalışkanlığı, zekası, kültürü ve mesleğine olan liyaktiyla , mektebin maarif müdürüne göre , her yönden 'neredeyse mükemmel sayılacak bir öğretmen '. Ancak Zehranin tek bir kusuru vardir, o da hata yapan, düşkün yada zaafı olan insanlara karşı acimasizliga varan katiligidir. Zehra'ya göre insanlar ya siyahtır ya beyaz. Hata yapmış, zaaflarına yenik düşmüş yada şu veya bu nedenle zafiyet göstermiş çocukların eğitim sisteminde yeri yoktur ve ayıklanması gerekmektedir. Maarif müdürü Zehranin hatalı davranan yada düşkün durumdaki çocuklara karşı bir öğretmen gibi değil bir hakim gibi davrandığını düşünür ve bunu Zehranin karakterinde bir eksiklik olarak görmektedir. Romanın ilerleyen sayfalarında Zehra'nin bu tutumunun aslında babasıyla ilgili düşüncelerinden kaynaklandığını görüyoruz. Zera babasını işsiz, güçsüz, ailesini hor gören ve annesini döven bir ayyaş olarak hatırlıyor. Annesini ölümünden sonra yatılı okula verilen Zehŕa yıllardır babasını görmemiştir ve kendisiyle herhangi bir bağ kalmamıştır. Ancak hayatındaki gelişmeler unutmaya ve gömmeye çalıştığı geçmişiyle yeniden yüzleşmesini gerektirecektir. Zehra kısa süre sonra babasının ölüm döşeğinde olduğunu ve kendisini görmek istediği haberini alır, Zehra isteksiz de olsa babasının yanına gitmek üzere yola çıkar anacak cenazesine yetisir. Babasının