Wuuu
Delalê dilê mino, çenda bêjim hêj û wê ve ye Were were, şeql û hêla te pê ve ye Gidî lolo, tu xweşmêrê min î, ez dilbera te me Were bi şêxadî, kesk û sor û zera te me
Öfkenin çeşitleri
Râgıb el-İsfahânî, Zería adlı kitabında öfkelenme durumuna göre insanların dört gruba ayrıldığını söyler. Birincisi ve en olumsuzu, çabuk öfkelenip zor yatışanlar... İkincisi, çabuk öfkelenip çabuk yatışanlar... Üçüncüsü, nadir öfkelenip zor yatışanlar... Dördüncüsü ve en hayırlısı, nadir öfkelenip çabuk yatışanlar...
Sayfa 28 - Hayykitap·Kitabı okudu
Psikoloji
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Gidî lolo, tu xweşmêrê min î, ez dilbera te me Were bi Şêxadî, kesk û sor û zera te me
Kurdî
Şirînê ber dilê mino, xwe bike ewrek reş û tarî Hûrik-hûrik bibarîne ser vî warî, li vî aqarî Lo lo gidî were tu malxwê be, ez kabanî Ala evîniyê dîsa’ hilde ser vî serî, li ser wî banî Delalê dilê mino, çenda bêjim hêj û wê ve ye Were were, şeql û hêla te pê ve ye Gidî lolo, tu xweşmêrê min î, ez dilbera te me Were bi şêxadî, kesk û sor û zera te me Xweşî û tenahiyê bîne dîsa’ bo vê malê Bi derzîka min sêwîkê bixemlîne rengê alê Çeto lawo, ez welat im, ez welat im Lo lo gidî, her nûjen im, tirh û kat im Li zozanê evîna dila’, bila helbin hezar çira Di govenda min û te de, xwe hilavêjin bab û bira Çeto lawo, tu xweşmêrek aştîxwaz î Lê ko nebû, bi xwînê jî min dixwaz î
Kurdî
- LA HÂVLE!...
Levha: 20 Mart 1989... Sırtımdan cezbediliyorum... Sonra önden, yataktan düşecek gibi çekiliyorum... Şuurum yerinde... Tevekkül içinde hep “La Havle” çekiyorum ve Kelime-i Tevhid’i tekrarlıyorum... CİN olmasın? Arkadan, boynumdan sıkılıyorum... Nefesim tükendi, boğuluyorum... Bir yandan da kemiklerim kırılır gibi bir tazyik altındayım... CİN, Faik’in kılığında olmasın... Bir yandan da kulağıma, “şuna bir bakalım!” gibi tedib edici lâflar... Dayanamıyorum ve çığlık atmak üzereyim... İmdad istiyorum! * Lâ Havle....... aliyyil azim: 1910. Şeyh: 910. Tetfül: Tilki eniği. (Gönül. Takva.): 910. Takrir: İyi ifâde etmek. Bildirmek. Ağızdan anlatmak. Yerleştirmek. Kararlaştırmak. Yerini belirtmek: 910. İhtişar: Toplanma, cem olma. Büyük kafalı olma. (Üstadım’ın BAHRİYE MEKTEBİ’ndeki lâkabı: Koca kafa.): 910. Müteaşşık: Aşık olan, çok seven: 910. Ahzar: Endişeler, ihtiyatlar: 910. Fazl: Olgunluk. Kerem, ihsan, ilim, marifet, inayet. Artmak. Bir şeyden bakiye kalmak: 910. Zera: Gölgelik. Perdelik: 910. Teşkik: İkiye ayırmak: 910. * Lâ hâvle....... aliyyil azim: 1910= 2909. Cüzur: KÖKLER. (Alt başlığı, ithaf eden niyetine, “Necib Fazıl’dan Abdülhakîm Arvasî’ye” olan eserimin ismi.): 909. Bimarhâne: Akıl hastahânesi: 909. Salih İzzet Mirzabeyoğlu: 1908= 909. * Lâ ilâhe illallah: 170. Müslim: İslâm olan, selâmette olan: 170. Musalli: Namaz kılan: 170. Yakîn: Kat’i olarak bilmek: 170. Meni’: Sarp. Çetin. Zor. El erişmez. Zabtı zor: 170. Lâ ilâhe illallah: 170= 1169. Kusto: 169. *
Temmuz 2012, TEVHİD - LA HÂVLE..., TAKDİM, İbda Yay.·Kitabı okudu
Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu
- YİNE ÇİLE... “ALLÂH BİR!”
İslâm’ın başlangıcında Kureyş kâfirlerinin müslümanlara çektirdiği çile, bütün şiddetiyle devam etti… Ammâr bin Yâsir’in annesi Sâmiye Hatun’a işkence edilirken Ebû Cehil yanına geldi ve bir vuruşla kadını şehîd etti. (İslâm’ın ilk şehîdi…) Ebû Zer der ki: > “Başlangıçta islâmını açığa vuranlar yedi kişiydi: Allah’ın Resûlü, Ebûbekir, Ammâr bin Yâsir ve annesi Sâmiye Hatun, Suheyb-i Rûmî, Bilâl-i Habeşî ve Mıkdâd…” Allah’ın Resûlü’ne kolayca azâb edemezlerdi, zira O’nu amcaları Ebû Talib korurdu. Ebûbekir’e de bir şey yapamazlardı; o da soyunun himayesi altındaydı. Ama öbür, himâyesiz müslümanlara yapmadıklarını bırakmazlardı. Müslümanları tutarlar, sırtlarına birer demir zırh geçirip yakıcı güneş altında bekletirlerdi. Güneşin demirde toplanan ateşi müslümanları eritirdi. Bilâl’i yakalayıp çocukların eline vererek Mekke sokaklarında dolaştırırlardı. Bilâl, cefâ çektikçe “Allah bir, Allah bir” demekten başka söz söylemezdi. (İmam-ı Ahmed’in rivayetleri… Mücâhid’in rivayeti.) Bazılarına göre Bilâl’in boynuna ip takarlar ve ipi çocukların eline verirlerdi… Hatta büyük mü’minin boynunu ip keser, alnına nişan bırakırlarmış… O yine “Allah bir, Allah bir”den başka kelime sarfetmezmiş… Habeşî bir köle olan Bilâl kâfirden iğrenir ve bu derecede tahammül gösterirdi. İmanının zevki, ona azâbı duyurmazdı. Allah’ın Resûlü’nü kâfirlerin azâbından kurtarmak için Hazret-i Ebûbekir, mü’min köle ve cariyelerden yedisini satın alıp azad etmiştir. Onlardan biri Zenîre adlı bir kadındır ki, îmânı kabul ettiği için çekmediği azâb kalmamıştır. Bu kadına destanlık cefâlar yapılır ve sonunda şöyle derlerdi: “İslâm’dan dön, kurtul!” “Hayır,” derdi kadın; “ben kurtulmuşum!” O kadar azâb ettiler ki kadının gözleri kör oldu. Onlar şöyle dediler: “Lât ve Uzza (put isimleri) seni kör
üçüncü basım / ağustos 1998
Alıntı