Ölüm Odası - B-Yedi Giriş

·
Okunma
·
Beğeni
·
140
Gösterim
Adı:
Ölüm Odası - B-Yedi Giriş
Baskı tarihi:
Aralık 2012
Sayfa sayısı:
784
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İbda Yayınları
Evimin geniş ve uzun bir balkonu var… Mevcut tahta ve çıtaları kesip biçerek birbirine yakıştırdım ve pekâlâ bir parmaklık yaptım… Geçen sene (1992) sunta ve tahtadan çattığım çiçekliklerin yanına, çöpe niyetine yol kenarına atılmış büyük peynir tenekelerinden edinerek ve onları da kesip biçerek yeni çiçeklikler ekledim… Sonra, toprak ıslah çalışmalarım… Geçen seneki çiçeklerden kalma tohumları ve meyve çekirdeklerini ekmem… Ellerim, hapçıların elleri gibi kesik içinde ama, emeğimden ve eserimden mesudum… Uğraştığım için, ruhumu teskin eden bir tarafı var… Tıpkı hâmile kadının, geçmiş doğum sancılarının hatırasıyla yeni bir doğum sancısından kaçınma tecrübesini andıran nafile bir sığınak gibi olsa da, söylediğim üzere bana nefes payı gelen bu çabadan mesudum!
784 syf.
·Beğendi·10/10
Kumandan'ın 57. eseri... Kitap 783 sahife, 54 bölüm ve 280 başlıktan müteşekkil.
Salih Mirzabeyoğlu Merhum eserini kaleme alış sebeb, gaye ve muradını şu kelimelerle belirtiyor:
- Sene 1993... henüz "hırka-i tecrid" bile ortada yok. Bugün, Bolu F-tipi Cezaevi'nde, durumlarına göre NYMPHA veya mousa adını verdiğim aynı işi görürlerin nezaretinde, onlarla didişirken bu esere başlıyorum ve "Ölüm Odası" isminin tevafukları bana sonsuz imkânlar tedaî ediyor. buradaki telegramcılar'a NYMPHA ve mousa isimlerini takmam, Kartal'a göre bir yenilik; ve fikir, sanat, teknoloji, siyaset derken, BERZAH hakikatine vurulacak topyekûn dünya hâlinde bir genişlikte, onlar da son derece zeki, ne kadar da salak, bu kadar hainlik ve vahşet olur mu, alaycı, alay edilen, beni ve bendekini dağıtan, sonra kendi zekiliği imiş gibi bana hatırlatan, aslolan niyeti, övünmek gibi olmasın ama, benim çoğu zaman onlardan ileri durumumdan dolayı değişen, neticede, Üstadım'ın "çözdük her türlü müşkülü derlerse de ki, sonunda VAR OLMA müşkülü kaldı!" hakikatini en canhıraş şekilde gösteren tipler. Onlar, sanki sihirbazın önündeki sihirli kürede, ne derlerse ve yaparlarsa yapsınlar, ben onları bütün bir bünyenin ifşacısı sivilce olarak görüyorum,durumu onlarda seyrediyorum.
Ne yazık ki, NYMPHALAR'dan başka şahidim yok; bu esere ÖLÜM ODASI ismini vermemin sebebi, becedi MEHDÎ MUHAMMED'e uysun diye değil... Aynı ebcedte, MESCEN: CEZAEVİ
ALLAH-İNSAN-ÂLEM münasebetlerinin "ben bilgisi" hâlinde herşeyin yerli yerince idraki için, küfre fırsat vermemek üzere İmam-ı RabbanÎ Hazretleri'nden:
ASIL, gölgesine, gölgenin kendisinden daha yakındır; çünkü, gölgenin varlığı ve mahiyeti, onu meydana getiren asıl şeyin mahiyetidir, kendi mahiyeti yoktur... Bu âlem, mahlukların hepsi, Allah'ın fiillerinin, işlerinin zılleri (gölgeleri), akisleri ve görünüşleri olduğundan, bu âlemin aslı olan fiiller, âleme âlemden daha yakındır. Fiillerde Allah'ın sıfatının zılleri olduğundan, Allah'ın sıfatları âleme âlemden ve âlemin asılları olan fiillerden daha yakındır; çünkü, aslın aslıdırlar. Sıfatlar da, Allah'ın Zat'ının zılleri olduğu için, Allah'ın Zâtı âleme âlemden daha yakındır...
… Musikî'nin en ulvîden en süflîye kadar kolayca değerlendirilebilir eserleri yanında, onun dinleyene nisbetle iyi ve kötüye alet olabilen mahiyeti, nihayetinde onu vicdana âit bir mesele olarak gösteriyor. Her şahıs, hangi zamanda ve ne durumda ise, -iyi müzik için diyelim-, onu kötüye alet edip etmemesi yanında, bir mubahla karşı karşıyadır; dinleyip dinlememesinde kendi başına sevap veya günah olmayan... İslâmî açıdan, ölçü ve ölçülendirmelerin beyanından sonra, bu çerçevede herkesin öbürünü zorlamada bulunamayacağı şahsi görüşü olabilir. Bana yararlı olanın başka bir bünyeye zararlı olabileceği meselesi. Bu hususta, İslâmî tahassüse hizmet, zevki geliştirme, tefekkürü açma, sağlık, dinlenme, cihad şevki ve cihadta şevki artırma gayeleri başlıca esas, fıkıh ve tasavvuf ehli tarafından ibadete karıştırılmaması ve ibadet zannedilmemesi şartlarıyla makul görülmüştür. İnsan sesi, yahut âletle icra edileni ayrımı vesaire arasında farklar gözetilerek şu, bu... Nakşiler müzik hususunda kayıtsızdırlar; ama bu, kötü görme yönünden değil de, yolun çizdiği mizaç hususiyetindendir. Lambur lumbur hüküm verme yok: Hayatında hiç sigara içmemiş olan Seyyid Fehim Hz.leri'nin, sigaranın haramlığı konuşulan bir yerde, müridlerine bir paket sigara aldırarak yaktırmaları gibi. Üstadım, müzik bahsinin geçtiği bir konuşmamızda, şimdi pek dinlemediğini, ama bunun müzik keyfiyeti üstünde bir şey olduğunu söylemişti. Esseyyid Abdülhakîm Arvasî Hz.leri'nin, yanık sesli Muhip Efendi'ye, ara sıra uzun hava söylettiğini biliyoruz. Hiçbir şeyle, o şey olarak ilgilenmeyen, sadece Allah rızasını kollayan İRŞAD KUTBU'nun bu davranışı, bize ne söylemeli?
-" Gözün görmesine ve görülmüş olanın hafıza da resim olmasına nisbetle, hâl ve mazi, gerçekleşmiş bir zamandır. Henüz gerçekleşmemiş ve mümkün olma özelliği ile var olan İSTİKBÂL ise, görülmüyor özelliği ile, sadece akıl ve hayâlde olarak, arka tarafımızdır. Gözün ön ve arkanın görünmüyor olması... Eşeğe ters binen Hoca, eşeğin "lisân" ve torunun "dil" ve dolayısıyla "istikbâl" olmasına nazaran, istikbâlin lisân kasasında saklanışını da göstermiş oluyor... Normal şekilde eşeğe binmiş olsaydı, göz menzilinin ötesi istikbâl ve geçmiş, arkada kalmış olacaktı. Ne var ki, "yabanî eşek, lisân, istikbâl" mânâlarını bizde uyaran husus, eşeğe ters binmiş olmasıdır. Lâtifesidir..."
- Mehmet Akif Ersoy, Çanakkale'de savaşanlar için, "Bedr'in arslanları ancak bu kadar şanlı idi" der. Samimiyetinden asla şüphe edilemez bir çoşku içinde söylenirken, hakikati incitişi de bariz bir mısra. Üstadım, şer'i öfkesi-anlayışı emsalsiz, bize işin doğrusunu söyler: "Dünyadaki hiç bir savaşta hiç kimse, Bedr'in çarığına bile eş değildir!"... Ölçü, Gaye İnsan-Ufuk peygamber ve son ve kâmil din İslâm'ın, var oluşuna nisbetledir. Esası böyle belirttikten sonra, 1999'un bana bir harika, eşi benzeri görülmemiş bir harika tecelli diye görünüşü, Bedr Muharebesi'ni hatırlatması, sanırım anlaşılır bir davadır. O güne gelinceye kadar, "İstikbâl İslâm'ındır" vezninde, dış şartlar ne olursa olsun, "Allah isterse dünyayı bir sineğin kanadında taşıtır!" imânımı söylemişimdir.
Nasreddin Hoca'yı, belirli bir imajla resmetmek söz konusu olduğunda ilk akla gelen, onun eşeğe ters binmiş görüntüsüdür... Halk hayâlinde fıkralarının tedai ettiği müphem Hoca ve cüssesi, onun eşeğe ters binmiş hâlinde, adeta mücerretlikten alabildiğine müşahhaslaşmış bir tasavvura kavuşmuş ve onun çehresi ve cüssesine müteallik merakı da ortadan kaldırmıştır... Hoca'nın mânâsı tuğralaştırılsa, buna en güzel suret onun eşeğe ters binmiş görüntüsüdür.
Hoca, -bir yarışta-, eşeğe ters binmiş ve sebebini sual edenlere "arkada kalanları görmek için!" demiş... Çocuklara ve çocukça tebessüme müsait mizaçlara ilk ânda kendini benimseten bu fıkra, satıh idrakine mahsus kabuk kısmı aralanıp da içine girilince, tül tül açılan mânâ dehlizleriyle karşılaşılır... Ve Nasreddin Hoca'nın kendini cins yaratılışlara veren muhteşem idrakı, bütün ihtişamıyla parıldar.
-" Nasreddin Hoca, bir sembol şahıs, bir rit; eşeğe ters binme hikâyesi de... o, duyu verilerinden gelen idrakin akılda değerlendirilmesine dayana ve aklın hayatı idameye dair işlerinin üstünde, sanat ve hikmet idrakiyle değerlendirilmesi gereken, bu imkanı veren bir şahsiyet. Bu küçük ama özlü değerlendirme de, "aynı hikâye başkasına atfen anlatılsa aynı dikkati gösterir miydin?" sualine bir cevab…"
… "Seyfullah" lakaplı, El-Kaide örgütünün ruh ve istikamet vericisi, yalnız İslâm âleminin değil, bütün üçüncü dünya ülkeleri insanlarının yüreklerine sinmiş, bundan böyle kendisini sağlığında bilmiş bilmemiş bütün haysiyetli insanların kanında BATIYA BAŞKALDIRAN en büyük kahramanlardan bir kahraman olarak yaşayacak sahici adam, USAME BİN LADİN şehid… Gerçekten öldü mü? Öldü haberi ile yazılan bu satırlar, ölmedi ise, onun sağlığında, ölünce söyleyeceklerim diye alınsın ki, daha da kıymetli... Sadece bana âit duygu ve düşünceleri aksettirmediğine inandığım bu tesbitten sonra, onun öldürüldüğüne inanmadığımı söyleyeyim... Operasyon hakkında, "böyle bir operasyon oldu mu?" dedirtecek kadar birbirini çelen haberlerin saçmasapanlığı, bu operasyonun fiyasko ile neticelendiği kanaâtini doğuruyor. Bana en mantıklı gelen, eğer öldü ise, operasyonla ilgili olmayan bir sebepten, "kanser hastalığı" ından daha önce ölmüş olabileceğidir. Ölümü örgüt tarafından gizlenmiş ve aradan geçen şu kadar zaman sonra ABD tarafından öğrenilerek, operasyon senaryosuyla kendilerine "başarı süsü" takınmaya kalkmış olabilirler...

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ölüm Odası - B-Yedi Giriş
Baskı tarihi:
Aralık 2012
Sayfa sayısı:
784
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İbda Yayınları
Evimin geniş ve uzun bir balkonu var… Mevcut tahta ve çıtaları kesip biçerek birbirine yakıştırdım ve pekâlâ bir parmaklık yaptım… Geçen sene (1992) sunta ve tahtadan çattığım çiçekliklerin yanına, çöpe niyetine yol kenarına atılmış büyük peynir tenekelerinden edinerek ve onları da kesip biçerek yeni çiçeklikler ekledim… Sonra, toprak ıslah çalışmalarım… Geçen seneki çiçeklerden kalma tohumları ve meyve çekirdeklerini ekmem… Ellerim, hapçıların elleri gibi kesik içinde ama, emeğimden ve eserimden mesudum… Uğraştığım için, ruhumu teskin eden bir tarafı var… Tıpkı hâmile kadının, geçmiş doğum sancılarının hatırasıyla yeni bir doğum sancısından kaçınma tecrübesini andıran nafile bir sığınak gibi olsa da, söylediğim üzere bana nefes payı gelen bu çabadan mesudum!

Kitabı okuyanlar 3 okur

  • Sefa KURUÇAY
  • Münir Özkeleş
  • vaqqas vakur

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%100 (2)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0