Ava onun endişeli olup olmadığını anlayamıyordu. Yetişkin olunduğunda bazı şeyleri saklamakta da uzmanlaşıldığını düşündü. Gününüze devam etmeyi öğreniyordunuz ve teknelere binip insanlar ağladığınızı görmesin diye yüzünüzü valizinizin ardına saklamanıza gerek kalmıyordu.
O an anlamıştı Ava, her kelime eşit değildi. Bazı kelimelerin gücü vardı. Biri, kelimeleri sesli dile getirmeye karar verdiğinde, hayatının tüm gidişatını değiştirme güçleri vardı.
Güçlü olmaya çalıştığım anlarda mızmız olan sen oldun, bitap düştüğüm zamanlarda ise atak ve hareketli... Bu durum beni motive etmediği gibi tam tersi etki yaptı. Beni daha da içime kapattı ya daha daha bir dışarıya açtı. Ortasını bulamadım. Örneğin bir işi çok maharetli yapıyorsan ve hatta gözüme sokuyorsan bu beni hırslandırmadı. Bilakis o işten vazgeçmeme yol açtı. Ama her beceriksizliğin beni o iş yapmaya sevk etti. Yorulduğunda koştum, kalktığında düştüm, sevdiğinde kaçtım, güldüğünde ağladım... Olamadıklarımı sana sakladım.
Sevgililerimiz olmasın diyordum, ileride evlenmeyelim diyordum ama bundan ilk senin cayacağını hissediyordum. Bu da beni yıkacaktı, o yüzden sessizliği bozan kişi olmayı tercih ediyordum. Aramızda olduğunu sandığım bağın, sende o kadar kuvvetli olmadığını anlıyordum. O zaman bağı kopartan ben olmalıydım. Canavarca bir histi. Yine de hüsran yaşamaktan iyi!