Kitabı çok ama çok sevdim, okurken bir yandan ağlamak istediğim bir yandan güldüğüm ender kitaplardan biri oldu. Kitapta, Fransa’da hayat kadınlarının çocuk doğurmalarına izin verilmediği dönemde, bir hayat kadınının oğlu olarak dünyaya gelen Momo’nun, kendisiyle aynı kaderi paylaşan çocuklara bakan Madam Rosa tarafından büyütüldüğü yıllarda yaşadıklarını okuyoruz. 10’lu yaşlarda bir çocuğun gözünden dünyaya bakmak, hayatı anlamlandırmaya çalışmak, onun sevgi, ilgi, bağlanma ve güven gibi ihtiyaçlarını nasıl karşıladığına ya da karşılayamadığında içindeki boşlukla nasıl yaşadığına, bununla nasıl baş ettiğine tanıklık etmek muazzamdı. Üstelik bunlar dramatize edilmeden, okurun gözüne sokulmadan, enfes bir naifliklikle yapılmış- ki bu kitabın en bayıdığım yönü oldu. Maddi ve manevi yokluk bir çocuk için neler ifade eder, kitap bunu hayata karşı mücadelesini masumiyeti ve azmiyle sürdürmeye çalışan, beni de derinden etkileyen karakter Momo’nun hikayesi üzerinden çok başarılı anlatmış. Arka planda da, dönemin Fransız toplumundaki azınlıkların (Araplar, Yahudiler vs.) yaşamlarını gözlemliyoruz. Mutlaka tavsiye ederim.
Günümüze de ışık tutabilecek bir eser olan bu kitapta "Aydın" ve "Entelektüel" in farkını anlayabiliyorsunuz. Batılılaşma uğruna sadece taklitçilikle yetinenler yanlış yoldasınız. Özünü ve kültürünü kaybetme lütfen, kapitalist ve emperyalist güçlerin hegemonyasındaki bu dünyada.
"Asıl işi beyinsel olan, entelektüel sınıfa mensup olan bir kimse aydın değildir. Yoksa her gün ve her zaman, yüksek eğitim aldığı, çok yüksek diplomaları olduğu, ilmi makamlar elde ettiği ve zihinsel faaliyet yaptığı halde 'Büyükayı Yıldızı' kadar bile anlamayan kimselerle karşılaşmıyoruz muyuz?
Bunlar aydınca gören ve aydınca anlayan kimseler değildir. Ama gel gör ki meslekleri beyinle yapılan işlerdir."
-
Ali Şeriatı, Aydın s.13-14]