Sevme Sanatı’nı okudukça, sevginin sadece bir duygu olmadığını; aslında emek, bilinç ve olgunluk isteyen bir beceri olduğunu daha iyi fark ediyorum. Fromm’un anlattığı sevgi, çoğu zaman alıştığımız romantik anlamın çok ötesinde. Sevgi; ilgi göstermeyi, sorumluluk almayı, karşındakine saygı duymayı ve onu gerçekten tanımayı içinde barındıran aktif bir süreç gibi geliyor bana.
Kitap ilerledikçe, sevginin dışarıdan beklenen bir şey değil, içeriden büyütülen bir şey olduğunu daha çok hissediyorum. Özellikle “kendini sevmek” kısmı beni etkiledi; çünkü Fromm bunu bencillik olarak değil, başkasını sevebilmenin temel şartı olarak açıklıyor. Bu bakış açısı, ilişkilerimi de kendimi de değerlendirmeme neden oldu.
Ayrıca modern dünyanın sevgiyle ilişkisini anlatırken yaptığı eleştiriler bana çok gerçekçi geldi. Sanki hızlı ve tüketim odaklı bir hayatta yaşıyoruz ve bu da sevgiyi yüzeyselleştiriyor. Oysa gerçek sevgi, sahip olmak değil; anlamak, hissettirmek ve birlikte büyümek üzerine kurulu.