İlahi emir ve yasakları ihmal etmek ve nefsin arzularına meyletmek ham meyveye talip olmak gibidir. Bunun tadı tuzu olmaz. Murad edilen ebedî saadet onunla ele geçmez.
Nakledildiğine göre Hz. Ali [radıyallahu anh] namaz vakti girdiğinde titremeye başlar ve yüzü renkten renge girerdi. Kendisine:
Size ne oldu ey müminlerin emîri, diye sorulduğunda şöyle derdi:
Allah Teâlâ'nın göklere, yere ve dağlara teklif edip de onların yüklenmekten çekindiği, sorumluluğundan korktukları ve benim yüklendiğim emanetin yerine getirilmesi vakti geldi.
İnsan Allah Teâlâ'nın hükmüne boyun eğmekle hürriyetini kaybetmez. Bilakis daima kötülüğü emreden nefs-i emmareden kendisinden başka ilah olmayan, mülkün sahibi Allah Teâlâ'ya yönelmiş olur. Nefsinin kölesi olmaktan kurtulur ve hakiki sahibinin iradesine teslim olmak hürriyetine erişir.
Zikrin beden üzerinde bir neticesi vardır. Zikri çekmenin bir keyfiyeti, aynı zamanda, insanı ıslah eden, bir nuraniyeti vardır. Şu halde zikir deniz gibidir, insanı temizler ve arındırır. Nefsin ıslahına sebep olur. İçindeki kudsî cevher ve vasıflarla, azgın olan nefsleri zincirler, azmış olan insanları yola getirir. Baştan çıkmışlara idrak verir. Yolunu şaşırmışları dizgine getirir.