her sonbaharda birbiri üzerine dökülen ağaç yaprakları gibi insanlar da birbirlerinin ardından toprağa yatarak yok oluyorlar. bu değiştirilemeyen, umumi bir kanun... neden tasalanmalı? şu dünyada erilen başka ne var? hayat yalan, ölüm gerçek...
bir şeyi yapmak günah olabilir, lakin düşünmek öyle değil... zihnin çalışmasını kim yasaklayabilir ve özellikle bu kabahatinden dolayı kim kınayabilir. oradan dışarı çıkmayan hayaller ne şekil ve nitelikte olursa olsun buna kanun bile müdahale edemiyor.
bu ana kadar şahit olduğumuz numunelere bakınca 'hak'kı kuvvetin doğurduğu anlaşılıyor. kuvvetli olan haklı oluyor. o derecede ki acizlere, zayıflara hakkı en kuvvetli olan dağıtıyor. kuvvetlinin görüşü hak oluyor. bir zayıf kuvvetlinin görüşünü hak olarak kabul etmek mecburiyetinde bulundukça hürriyet, adalet yerleşmiş olmaz.
her cani ve melunu cezalandırmak için gökten başına taş düşmesi bir manevi gereklilik olaydı hiçbir memlekette cinayet mahkemeleri kurmaya lüzum kalmazdı.
insanların çoğu kainatın azametine göre kendi küçüklüklerini adeta hiçliklerini görebilecek görüş açıklığına ve keskinliğine sahip olmaktan pek uzaktır. insanlığın ortaya çıkışından beri halkın zihninde kökleşmiş böyle efsanelere daha dört günlük sayılan fenni hakikatler ve malumatlar üstün gelemiyor.
insanlar bu boş zanlardan uzaklaşıp ne kadar az aldanirlarsa insanlık sereflerine o kadar yaklaşmış olurlar.