Benim gözümde yazılmış en güzel roman. Nasıl beğendiğimi yazsam sayfalar süreceğine eminim.
Don Quijote romanı, hem konusu hem sürükleyiciliği itibariyle oldukça başarılı ve övgüleri layık bir roman. Okurken kendinizi 17.yy İspanya'sında hissediyor, iki karakterimizle birlikte sizde serüvenlere atılıyorsunuz. Olaylar ilmek ilmek işleniyor ve hep daha fazlasını okumak için sayfaları çeviriyorsunuz.
Romanın içinde roman denebilecek tadına doyulmayan hikayelerle karşılaşıyoruz. Bazıları hikayemize de dahil oluyor. Benim en sevdiğim hikayelerden biri Marcela'nın öyküsü olmuştu.
Benim, bu kitabı sevmemdeki en büyük etken, Cervantes'in yazım dili, olayları ele alışı, üslubu, sade ve anlaşılır dili, bir paragrafta anlatılacak şeyi, büyülü sözcükler seçerek, tek cümlede anlatması. Bir insan nasıl tüm evrene hakimmiş gibi bir dil ile, kalem ile yazabilir? Cervantes'in dehası, kitabında üç yazar (Badincani-Çevirmen-Anlatıcı) varmış gibi yazmasıyla, karakterlerimizin ikinci ciltte kendi hikayelerinin yazılmasının farkına varmasiyla, hatta yazara atıfta bulunmasıyla ölçülebilir.
İlk ciltte, dileklerin kabul olduğu ve bütün mutlulukların açığa çıktığı bir han vardı. Herkes hayatının yegane mutluluğunu o handa bulmuştu, o kısmı çok beğenmiştim.
İkinci ciltte ise, okurken tek sinir olduğum nokta Dük ve Düşes'in başrollerimizi alaya alması, oyuncak haline getirmesiydi...
Alt metin hakkında:
Cervantes Don Quijote'u çağların değiştiği, toplumun değer kaybettiği, idealizmin yok olduğu, yerini materyalizme bıraktığı, matematiğin ve bilimin hüküm sürdüğü zamanda yazmıştır. Çağdaşları gibi, bu değişim hakkında ikilemde kalan Cervantes romanında iki çağı, iki kavramı bizlere Don Quijote ve Sanco Panzo aracılığıyla sunar.
Don Quijote eski değerleri temsil ederken; sanco ise materyalizmi,