zeynep

Bütün sorun aşağılanmaktı. Üstelik değersiz bulduğu, nefret ettiği, işkenceci olma onursuzluğunu kişiliğine sindirebilen insanlar tarafından aşağılanmak korkunç bir şeydi. Bu mesele keşke sadece acıyla ilgili olsaydı.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
"Adım Barış," diyor bir gün, sesinde bir kararlılıkla. "Ama bu ülkede barışın ne anlama geldiğini kimse bilmiyor."
Oyunculukta rol yapmak yoktur. Oynarken OLUYORsundur.
Dışarıda hissetmediğiniz, kendinizi hissetmeye bırakmadığınız bir duyguya sahne üzerinde de kendinizi bırakamayacaksınızdır. Dışarıdaki yaşamla sahne üzerindeki yaşamı birbirinden ayıramazsınız.
Küçük ailesi, devletin önüne çıkardığı zorluklanı yenmeyi başarmıştı; o soğuk makineye karşı sevgileriyle, dirençleriyle ayakta kalmışlardı. Kutsal devletle ilişkileri hep böyle olmuştu: Bir yanda baskı, zulüm, diğer yanda direnç, sevgi. Belki de hayat, bu iki uç arasında bir denge kurma çabasıydı. Sevdiklerine sarılıp küçük kızını kucağına aldığında o minik bedeni, o yumuşak elleri avuçlarında hissettiğinde bir kez daha anladı ki insan insanın zehrini alır. Ama onu zehirleyenler de insandı; başka insanlardı, soğuk, uzak, acımasız insanlar. O zaman belki de doğru olan şuydu: Seven insanlar birbirinin zehrini alır, birbirine şifa olur, birbirini kurtarır. Böylesi daha gerçek, daha insaniydi. Sartre'ın, "Cehennem başkalarıdır," sözüyle de çelişmiyordu bu; çünkü yaşamınız boyunca size değenlerin bazıları cehennemi yaşatır -ayazda titretir, demir parmaklıkların ardında çürütür- bazılarıysa cenneti sunar; sıcacık bir kucakla sarar, masum bir gülüşle hayata döndürür. Temeltepe bir cehennemdi; ailesi, karısı, kızıysa cennetin kendisiydi. Şunu biliyordu: Ne kadar zehirlenirse zehirlensin, sevdikleriyle geçirdiği her an, o zehri bedeninden çekip alacaktı. Zaman, iyileştirici bir merhem gibiydi, her geçen gün biraz daha iyileştiriyordu onu, yaralarını sarıyor, ruhunu onarıyordu.