"Dünyanın anlamı" diyor Wıttgenstein, "dünyanın dışında ol
malıdır. (Burada "anlam" için "cümlenin anlamı" derken kulla
nılan "Sinn" sözcüğü geçer, "adın anlamı" derken kullanılan "Be-
deutung" değil. Dünyadaki her şey, nasılsa öyledir ve nasıl olu
yorsa öyle olur. Dünyadaki olaylar arasında şu daha az değerli
dir; şu daha çok değerlidir denemez. Burada VVittgenstein, olayla
ra anlam (Sinn) vermeyi, onlara değer vermeyle bir tutuyor. Zaten ona göre, anlam olaylara ilişkin bir şey değil, tersine olayların resmi olan cümleye ait bir şeydir. Bunun dışında, herhangi bir şeyin anlamı dendiğinde, bundan onun değeri anlaşılıyor. Değeri olan bir şey varsa, onu tüm olup-bitmenin ve böyle-olmanm dışında aramak gerekir. Çünkü tüm olup bitme ve böyle-olma rastlantısaldır. Onu rastlantısal olmayan yapan şey, dünyanın içinde bulunmaz; çünkü aksi halde bu şey yine rastlantısal olurdu. Demek ki Wittgenstein, değer ile rastlantısal olma arasında bir karşıtlık görüyor ve o, bu rastlantısal olanı değerli kılan şeyin kendisinin rastlantısal olmaması ve bunun için de onun dünyanın dışında olması gerektiğine inanıyor. Değer dünyanın içinde olsaydı, dünyanın içinde olan tüm öteki şeyler gibi rastlantısal olacaktı.
Wittgenstein, dünyadaki olayları nasılsa öyle olarak görmek ve onlara hiçbir değer sıra düzeni yüklemeksizin onları bilmek uğruna, bu kesinliği bozabilecek her şeyi, en başta Tann'yı dünyanın dışına çıkarmıştır