Kant’ın kendisi için saptadığı görev, düşüncenin sınırlarının çizilmesi iken, Wittgenstein’ın kendisi için saptadığı buna koşut görev, dilin sınırlarının çizilmesiydi. Wittgenstein’in yapmayı amaçladığı bu işin, mantığın temellerinin incelenmesiyle bir ilgisi yokmuş gibi görünebilir. Ancak o, bu iki girişim arasında yakın bir
ilişki görmüştür, çünkü mantığın zorunlu olarak doğru olan
ve dolayısıyla deney öncesinde söylenebilen,
ya da eski terimiylea priori olan her şeyi kapsadığına inanmıştı. Örneğin, ayın dünyadan küçük olduğu olumsal bir olgudur ve be
lirlenmesi için deney gerekmiştir: Ancak ayın dünyadan ya
büyük ya da küçük clduğu deneyden önce öne sürülebilen
a priori ya da zorunlu bir doğruluktur. Tabii, düşüncenin sı
nırları gibi, dilin sınırlarının da zorunlu sınırlar olmaları beklenecekti. Dolayısıyla, Wittgenstein’in geniş mantık anlayışı
acısından bu sınırları döşeyen de mantık olmalıydı, işte bu
yelin, onun mantığın temelleri üzerine yaptığı inceleme, di
lin sınırlarının araştırılmasını da kapsamıştır.