Kadının Adı Yok, beni Duygu Asena ile tanıştıran kitap. Bu kitabı okuyana kadar onunla daha önce tanışmamış olmak, okudukça içimde bir eksiklik duygusu yarattı. Türkiye’de feminizmi geniş kitlelere ulaştıran, kadının sesini ve gücünü görünür kılmaya çalışan en önemli isimlerden biriyle bu kadar geç tanışmış olmak üzücüydü.
Kitabı, güçlü biçimde otobiyografik öğeler taşıdığını bilmeden, büyük bir hayranlıkla ve neredeyse tek solukta bir günde bitirdim. Anlatılanların yalnızca tek bir kadına değil, bu coğrafyada pek çok kadının ortak deneyimine ait olduğunu çok derinden hissettim. En çarpıcı farkındalığım ise kitabı büyük bir saflıkla, adıyla bağlantı kurmadan okumam oldu. Kitap bittiğinde o büyük (!) gerçeği yeni idrak ettim. Ana karakterin bir adı yoktu.
Tüm hikâyeyi isimsiz bir kadının dilinden okumuş, onunla birlikte yaşamış, acılarına ve mücadelesine tanıklık etmiş ama adını hiç bilmemiştim. Tam da bu nedenle kitap, adının hakkını fazlasıyla veriyor. Kadının Adı Yok, yalnızca kişisel bir yaşam anlatısı değil bence, kadınların var olma mücadelesine güçlü bir tanıklık sunan, kesinlikle okunması gereken, etkileyici bir romandır.