O günden sonra Hasan yaşamımın sınır çizgilerini aşmamaya özen gosterdi, çevresinde dolanmakla yetindi. Ben de yollarimizin kesişmemesi için elimden geleni yapiyor, günümü buna göre planlıyordum.
Çünkü o yakinlardayken, odadaki oksijen tükeniyordu. Göğsüm sıkışıyor, soluk alamıyordum; orada öylece dikiliyor, o küçük, havasız baloncugun içinde yutkunup duruyordum. Öte yandan, Hasan ortalıkta değilken bile yakınımdaydı. Bambu koltukta duran, elde yıkanmış, ütülenmiş giysilerdeydi; kapımım önüne bırakılan ilk terliklerdeydi; kahvaltıya indigimde, sobada gürül gürül yanan odunlardaydi. Nereye dönsem onun bağlılığından, o kahrolası, şaşmaz sadakatinden bir iz görüyordum.